Merhabalar değerli okurlarım bugün sizlerle ‘sosyal fobi’ konusu ile buluşmak istedim. Günlük hayatta eminim sizde bu terim ile sıkça karşılaşıyorsunuzdur. Sosyal fobi; insanların, kalabalık ortamlarda başkaları tarafından olumsuz değerlendirilmekten yoğun şekilde kaygı duyması olarak tanımlanabilir. Fiziksel semptom olarak genellikle yanakların aşırı derecede kızarması, terleme, titreme, kalbin çok hızlı çarpması ve mide bulantısı ortaya çıkmaktadır. Bazen de panik ataklar görülebilmektedir.
Sosyal fobinin nedenlerini birçok araştırmacı araştırmış ve çalışmalar genetiğin çevresel faktörlerle birlikte rol oynayabileceğini düşündürmüştür.
Danimarka ve Alman kökenli Amerikalı psikolog Erik Erikson, kişilik gelişimiyle ilgili kuramında anne-baba veya çocukla ilgilenen kişilerle kurulan ilişkilerin önemine dikkat çekmiştir. İlk yıllar temel güven duygusu veya güvensizliğin kazanıldığı yıllardır. Yapılan araştırmalar sonucunda, kurulamayan güven bağının sonraki yıllarda anksiyeteye zemin hazırladığı gözlemlenmiştir.
Erikson'a göre sonraki yıllar (1-3 yaş) özerklik veya utanç duygusunun, girişimcilik veya suçluluk duygusunun edinildiği (3-6 yaş) bu yaşlardaki çocuk, girişimleri karşısında tepki gördüyse ne yazıkki utanma duygusu ortaya çıkabilmektedir. Okul yıllarında başarı veya başarısızlık duygusunun yaşandığı (6-12 yaş) bu yıllarda bir kişi kendini topluluk içinde dışlanmış veya zorbalığa uğramış hissettiyse, bu da sosyal anksiyete bozukluğunun oluşmasına katkıda bulunabilir.
Ergenlik yılları ise kimlik kazanıldığı veya rol karmaşası yaşandığı (12-18 yaş) bir dönemdir. Çocuklar, bu dönemlerde yaptıkları davranışlar ve fikirleri karşısında aldıkları geribildirimlerle olumlu ya da olumsuz duygulara yönlenebilirler. Çeşitli etkinliklere yönlendirilen, övülen, başarı için cesaretlendirilen çocuklar, çalışkan ve başarılı olma inançlarını geliştirirler. Böylece sosyal ve olumlu bir benlik kavramı geliştirme fırsatı elde etmiş olurlar. Olumsuz geri bildirimler sonucunda hissedilen olumsuz duygular sosyal açıdan bireyin gelişim dönemlerinde çatışmalara sebep olabilmektedir. Bu da sosyal fobiye davetiye çıkarabilmektedir.
Sosyal gelişim, doğumdan yetişkinliğe kadar olan dönemde insanlarla ilişkilerin ve başkalarına karşı geliştirilen duyguların tümüdür. Sosyal ve duygusal gelişim, birbirine oldukça yakın iki gelişim alanıdır. İnsan olmanın gereği olan duygular, sosyal bağların oluşmasında temel bir rol üstlenirler.Sosyalleşme, çocuk gelişiminde en önemli süreçlerden biridir. Bu süreçte çocuklar empati duygusunun gelişimi, kendini ifade edebilme, başkalarını anlayabilme, başkalarına yardım etme, işbirliği, arkadaşlık ilişkilerini keşfetme gibi beceriler edinirler. İlk sosyal temas ve sosyal ilişki, anneyle olandır. Az öncede bahsettiğim, anneyle oluşan güvenli bağlanma, bebeğin ihtiyaçlarının zamanında karşılanması, akran ilişkileri, karşılıklı iletişime dayalı oyunlar oynanması, inançlar ve değerler gibi kültürel faktörler vb. sosyal gelişim üzerinde etkilidir. Çocukluğun ilk yıllarındaki sosyal gelişim, ileriki yıllarda topluma uyum için gerekli sosyal davranışların temelini oluşturur. Sosyal becerileri gelişmiş çocuklar, çevrelerindeki kişilerle kolay ilişki kurabilirler ve kendilerine güvenirler.Bunu başaramamış çocukların negatif sosyal deneyimleri bireylerin sosyal fobi geliştirmesine neden olabilmektedir. Kendi yaptığım gözlemler sonucunda, 2019 yılında, bütün dünyada yaşanan salgın hastalık ‘covıd-19 ‘un temelde sarsılmış çocukluk yaşantısı olan, güven konusunda sıkıntıları olan bireyler üzerinde sosyal fobi açısından olumsuz bir deneyim olarak yerini aldı diyebilirim.
Yaptığım açıklamaların sonucuna bakıldığında sosyal fobinin bir anda bir gün pat diye çıkıp gelmediği ortadadır. Bu sebeple eğer etrafınızda sevdikleriniz de böyle bir durum varsa, bu durumun bir psikoterapist ya da psikiyatri desteği istediğini tavsiye edebilmenizi ,Eğer birer ebeveynseniz de çocukların yaptıklarına karşılık yapılan her geribildirimin neye davetiye çıkaracağını bilerek davranabilmenizi umarak yazımı sonlandırmak istiyorum
Sevgiyle kalın..
Yorumlar