Victor Frankl İnsanın Anlam Arayışı kitabında toplama kampındaki genç bir kadının birkaç gün içinde öleceğini bilmesine rağmen hayli neşeli olduğundan bahseder.
Kadın, “Kaderin beni böyle ağır bir şekilde ezmesine minnettarım. Daha önce şımarık bir insandım ve tinsel başarıyı ciddiye almıyordum. -Barakanın penceresinden dışarıyı göstererek- “Şu ağaç yalnızlığımı paylaşan tek dostum” dedi. Pencereden bir kestane ağacının sadece bir dalını görebiliyordu; dalın üzerinde iki çiçek açmıştı. “Bu ağaçla sık sık konuşuyorum” diye ekledi kadın. Bu sözler üzerine Frankl kadının hezeyan geçirdiğini düşünerek kadına ağacın kendisine karşılık verip vermediğini sordu. Kadın “Evet! Bana ‘Buradayım, buradayım. Ben yaşamım, sonsuz yaşam’ dedi.”
“Bu ‘iç bağı’ oluşturan nedir?” diye sorar Frankl.
Bir ağaç dalına tutunan umudun kaynağı nedir?
Esasen cevap ortada ve doğanın kendisindedir. Doğa insanın aynası, insan doğanın yansımasıdır.
Ağacın serüveni önce toprağın altında kendi kabuğunu kırmakla başlar. Sonra silkelenir üzerindeki topraktan, başını çevirir güneşten süzülen damlalara. Fırtınada dans ederken kökleriyle de bağlanır toprağına genç fidan. Kışın kuruyan dallardan kim der ki en güzel bahar çiçekleri açar! Mevsimler geçer, her kış yere düşen her bahar düştüğü yerden filizlenir.
…ve bir ağaca bakmak yeter insana.
Şunun şurasında ne kaldı ki bahara…
Yorumlar