YAR BANA BİR EĞLENCE, YAR BİR EĞLENCE!

18 Eylül 2021 Cumartesi 01:47

 YAR BANA BİR EĞLENCE, YAR BİR EĞLENCE!

Son bir buçuk yılda dört duvar arasına sığdırdığımız hayatlarımıza bakınca zihnimde yankılanan bir ses: Yar bana bir eğlenceee, yar bir eğlence!

Sahi ne kadar oldu sinemaya gitmeyeli ya da bir tiyatro sahnesine kendimizi kaptırmayalı? Aslına bakılırsa pandemiyi bahane etmek bir yana dursun, teknolojinin hayatımızın merkezi haline gelmesiyle eski zaman alışkanlıklarımız da yok olmaya ve eski değerini yitirmeye başladı. Bu alışkanlıklarımızdan en önemlilerinden birisi de kuşkusuz tiyatro…

Tiyatronun tarihi arka planına bakacak olursak: Tiyatro MÖ 6.yüzyılda Antik Yunan’da ortaya çıkmıştır. Evrende vuku bulan her durumu, her olayı dini ve mitolojik ögelerle açıklayan Antik Yunan toplumunda zevk, eğlence, içki konusunda da bir Tanrı vardı: Dionysos. Antik Yunan halkı kendilerini neşelendiren bu Tanrı’ya şükranlarını sunmak için her yıl belli günlerde “Dionysos Şenlikleri” düzenlerdi. Bu eğlenceler sırasında neşe dolan bazı kişiler, taklitler yapar eğlenceli ve komik hikâyeler anlatırdı. Bu durum şenliklerin vazgeçilmez bir geleneği olmuş ve bazı kişiler bu oyunları meslek haline getirmişti.

Orta Çağ’da Roma dönemine bakıldığında tiyatro, daha çok din adamlarının da vasıtasıyla İncil’de anlatılan bazı olayları canlandırarak Hristiyanlık dinini insanlara yayma misyonuyla kiliselerde kullanılmıştı.

Türk edebiyatında ise Batılı anlamda tiyatronun kendine yer edinişi Tanzimat Dönemi’ne rastlar. Tanzimat öncesinde Geleneksel Türk Tiyatrosu kendisine halkı güldürerek eğitmeyi görev edinmiştir. Oyunların temelinde komedi varmış gibi görünse de amacın eğitim olduğu su götürmez bir gerçektir.  Oyunların sonunda seyirciye mutlaka bir ders verilirdi. Buradaki oyunlar genel olarak sözlü edebi geleneğin ürünüdür. Oyunlar izleyicilerin vereceği tepkiler doğrultusunda tamamen doğaçlamayla oynanırdı.

Tiyatro üzerine verdiğimiz genel bilgilerden sonra gelelim asıl mevzumuza.

Geleneksel Türk Tiyatrosunun en göğüs kabartan ve en bilinen örneği olan Gölge Oyunu, yani Karagöz ile Hacivat... Karagöz ile Hacivat’ın tarihsel seyrine bakacak olursak gölge oyununun 16.yüzyılda Mısır’dan Anadolu’ya getirildiğini ve 17.yüzyılda Karagöz ile Hacivat’ın asıl şeklini aldığını görüyoruz.

Bu noktada aklımıza bir soru geliyor: Geleneksel Türk Tiyatrosunda oldukça bilinen ve sevilen Karagöz ve Hacivat sahiden yaşamış mıydı?

Hacivat ile Karagöz’ün tarih sahnesinde gerçekten var olup olmadığı kesin olarak bilinmemektedir. Bir rivayete göre Orhan Gazi döneminde yaşamış olan duvar ustası Hacivat ve demirci ustası Karagöz, Bursa Ulucami’nin yapımında çalışan iki işçidir. Caminin zamanında bitirilmesini isteyen Orhan Gazi, mimara, caminin zamanında bitmediği takdirde kellesini alacağını söylemiştir. Karagöz ve Hacivat hem kendileri çalışmamış hem de çalışanların işine mani olmuştur. Hal böyle olunca mimar, Karagöz ve  Hacivat’ı Orhan Gazi’ye şikayet etmiş ve her ikisinin de kellesi kesilerek idam edilmiştir. Bu duruma oldukça üzülen Şeyh Küşteri, Hacivat ve Karagöz’ün kuklasını yapıp perdenin ardında onları oynatmıştır. Böylelikle Hacivat ve Karagöz ölümlerinin ardından herkesçe bilinmeye başlamıştır.

Unutulmaya yüz tutan Karagöz ile Hacivat’ı bize yeniden hatırlatan ise senaryosunu Levent Kazak’ın, yönetmenliğini ise Ezel Akay’ın yaptığı, 2006 yılında seyirciyle buluşan hepimizin bildiği ve izlediği “Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?” filmidir. Filmde de bu rivayetten yola çıkılmış ve ikili arasındaki diyaloglar, yanlış anlaşılmadan doğan söz komikleriyle izleyicilere aktarılmıştır.

Bize hatırlattıkları için filmde emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Ancak Karagöz ve Hacivat’ın yaşadığına dair bir bilgi olmamasına rağmen, bulgulardan hatta kanıtlardan uzak olan rivayetten hareketle bu iki tipi yaşıyor olarak akıllarda bırakmak ne kadar doğru, sorusunun cevabını sizlere bırakıyorum.

Hacivat ile Karagöz’e belki de en çok Bursa şehrimiz sahip çıkmıştır. Bursa’nın Çekirge semtine 1982 yılında bir Hacivat ve Karagöz Anıtı yapılmıştır. Anıtın arkasında Karagöz, Hacivat ve Şeyh Küşteri’nin sembolik bir kabri ve anıtın hemen karşı caddesinde ise 1997’de yapılan Karagöz Evi bulunmaktadır. Karagöz Evi, 2007’de Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından müzeye çevrilmiş ve haftanın belli günlerinde  Karagöz ile Hacivat’ın Gölge Oyunu gösterimi yapılmaktadır.

Son yıllarda bu müze, ailelerin, çocuklarını eğlendirmek için getirdiği bir yer halini almıştır. Geleneksel Türk Tiyatrosunun en önemli eserlerinden biri olan Karagöz ile Hacivat’ın bir çocuk oyunu olmadığı ve esas olarak yetişkinlere yönelik olduğu da aşikârdır.

Türk tiyatrosunda kendine olması gereken yeri bulamayan Karagöz ve Hacivat, 2010 yılından bu yana Hayali Suat Veral’la birlikte Gürcistan, Tiflis, Ahıska, Madrid, Arnavutluk, Bosna Hersek, Malezya, Fransa (Rennes, Paris), Londra, New York, Kanada (Ottowa)’da Türk Kültürünü Tanıtma Festivallerinde sergilerle birlikte izleyiciyle buluşmuştur. 2018’de de Yunus Emre Enstitüsü (YEE) ve Şehir Kütüphanesi iş birliği ile düzenlenen bir gösteriyle Viyana’da önce Almanca sonra da Türkçe dilinde izleyiciye sergilenmiştir.

Hatırlatmakta fayda olduğunu düşünerek, üstüne basa basa son kez söylüyorum : “Hacivat ile Karagöz aslında yaşamadı. Yalnızca bir gölge oyunuydu.”

 ***

“Karagöz” kelimesi üzerine sözlük taraması yapıldıktan ve Karagöz üzerine çalışan, araştırmalar yapan aydınların tanımları incelendikten sonra varılan kanı: “Karagöz” kelimesinin tanımı çeşitlilik gösterse de bu çeşitlilik yalnızca kelime farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Bu farklılıkların birleştiği nokta; Karagöz, deve veya manda derisinden yapılan ve tasvir adı verilen insan, hayvan, bitki, eşya şekillerinin çubuklara takılıp arkadan verilen ışıkla beyaz perde üzerinde hareket ettirilmesine dayanan gölge oyununun bir parçası olduğu yönündedir.

Gölge oyununun Anadolu topraklarına gelişi hakkında da çeşitli görüşler mevcuttur. Ancak görüşler içinde en tutarlı olanı XVI. yüzyılda Yavuz Sultan Selim zamanında Mısır’dan geldiği yönünde olan görüştür. Bu görüşün aydınlar tarafından benimsenmesinin en önemli nedeni ele geçen kaynakların gösterdiği noktanın bu doğrultuda olmasıdır.

Mukaddime, muhavere, fasıl ve bitiş olmak üzere dört bölümden oluşan Karagöz oyunlarının içeriği en genel sınıflandırma ile “Kâr-ı Kadim” ve “Nev İcâd” olmak üzere iki başlık altında toplanmıştır. Günümüzde yok olma noktasında gezinen Karagöz oyunlarının içeriği, gölge oyununu canlı tutmak amacıyla modernleştirme çabasıyla sayıları oldukça az olan Karagöz ustaları tarafından tekrar düzenlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda genel sınıflandırmayı modernleştirmek için düzenlenen “Yeni” oyunlar üçüncü bir başlık olarak Karagöz oyunlarının içeriği sınıflandırmasına eklenebilir. Günümüzde Karagöz oyunları can çekişmektedir. Bu durumun en önemli sebebi Karagöz sanatına sahip çıkması gereken kurumların (“Milli Eğitim Bakanlığı” ve “T.C. Kültür Bakanlığı”) bu konuyu gündemlerine yeterince almamasıdır. Oysaki istenildiği takdirde Karagöz oyunlarındaki diyalogların “Türkçe Dil Bilgisi” derslerine uyarlanabileceği apaçık ortadadır. Ulusal Tez Merkezinde şahımsa ait yüksek lisans tezi incelendiğinde görülecektir ki kullanılabilecek en güzel yöntem, cümle çözümlemesidir. Cümlenin ögeleri konusu, Karagöz diyaloglarından hareketle anlatılabilecek niteliğe sahiptir. Ayrıca bunun için oyunun içeriğinin hiçbir önemi yoktur. Şöyle ki hem “Nev İcâd” hem de “Kâr-ı Kadim” oyunlardaki diyaloglar seçim yapılmaksızın kullanılabilir. Böylelikle Karagöz oyunları istenildiği takdirde öğrencilere aktarılmış ve merak uyandırılmış olur.

Bunun dışında Karagöz oyunlarının okullarda, özellikle ilköğretim öğrencilerine öğretim aracı olarak kullanılabileceği gelişmiş ülkeler tarafından kanıtlanmıştır. Bu durumda müfredatı düzenleyen kurumların harekete geçerek bu konuyu gündemlerine alması gerektiği düşünülebilir.

Burhanettin Çakım’ın tanımında Türkçecilik akımının, Eski Anadolu Türkçesinin yerini Osmanlı Türkçesinin almaya başladığı XV. yüzyılın ikinci yarısı ve XVI. yüzyılın başlarında, bazı şairler tarafından bilinçli bir şekilde başlatılan dilin sadeliğini koruma hareketi olduğu bilinmektedir. Bu fikri savunan şairlerin, aruz vezniyle, klasik edebiyatın kurallarına bağlı fakat sade Türkçe ile şiir yazarak, yaygınlaşmaya başlayan Osmanlı yazı diline karşı bir tepki olarak ortaya çıktıkları da bilinmektedir.

  1. yüzyılın ikinci yarısında ve XVI. yüzyılın başlarında özellikle şairlerin, Arapça ve Farsçanın etkisi altına girerek oluşturulan yüksek zümre edebiyatının etkileri Karagöz oyunlarında Hacivat’ın konuşmalarında görülmüştür. Kullandığı kelimeler ve tamlamalar bakımından Hacivat’ı bu safa koymak mümkündür. Karagöz ise Hacivat’ın tam tersi bir tiptir. Karagöz, Hacivat’ın kullandığı Arapça ve Farsça tamlamalardan oluşan kelimeleri anlamaz / anlamazdan gelmektedir. Bu durum söz komiğini ortaya çıkarmaktadır. Karagöz’ün tercih ettiği kelimeler mevcut dilde bulunan kelimelerdir. Türkçecilik akımının savunduğu dilin sadeliğini koruma hareketine Karagöz’ü de tercih ettiği kelimeler açısından koymak mümkündür. Hatta bu akımın önemli temsilcilerinden biri kabul edilmelidir. (Elbette burada Karagöz’ü oynatan ustayı koymak daha doğru olacaktır.)

Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun en önemli kolu olan Karagöz’ü canlı tutmak, yaşatmak için gerekli kurum ve kişilerin harekete geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Böylece Karagöz oyunlarının can çekişmekten kurtarılabileceğini düşünmekte ve gelecek nesillerin de Karagöz’ü tanıma fırsatı bulabileceği kanaatindeyim.

 

“Yar Bana Bir Eğlence, Yar Bir Eğlence!” girişiyle eğleneceğimiz, eğlenirken düşünüp ders çıkaracağımız günlerde buluşmak ümidiyle…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haberin Doğrusu En Güncel Haber

 

Haberin Doğrusu, Bursa haber, Bursa son dakika, Doğru haber, Son dakika, Bursa iş dünyası, Bursaspor, Bursa hava durumu, Bursa nöbetçi eczaneler, Bursa ekonomi haberi, Bursa kapalıçarşı, Bursa trafik durumu

 

Yazarın Diğer Yazıları