“YANLIŞ DÜŞÜNMEK, DÜŞÜNMEMEKTEN İYİDİR”

09 Ekim 2021 Cumartesi 00:05

“YANLIŞ DÜŞÜNMEK, DÜŞÜNMEMEKTEN İYİDİR”

Son haftalarda düşünme üzerine epey kafa yorduk. O halde biraz daha devam edelim. Bu yazımda, tavsiye üzerine, geç de olsa,  izlediğim filmden ve bu filmin başkahramanı olan Hypatia’dan bahsedeceğim.

2009 yılında gösterime giren “Agora” filmini izlememiş olmak, düşünmeyi ve sorgulamayı seven bir zihin için büyük bir kayıp. Filmde tarihte bilinen ilk kadın filozof Hypatia’nın hayatı işlenirken aynı zamanda dönem üzerine de ciddi bir fikir sahibi oluyorsunuz.

Filmin sonunda neden kadın filozof olmadığı, olsa da neden adının duyulmadığı sorusuna da yanıt bulabilirsiniz.

Hypatia 4.yüzyılda, İskenderiye’de yaşamış öğretmen, astronom, matematikçi ve filozoftur. Kütüphanesiyle ve bilime yapılan katkılarıyla bilinen İskenderiye Mısır topraklarında olup Roma’nın bir eyaletidir. Fakat bu dönemde Paganlar ve Hristiyanlar arasında yaşanan çatışmalar, İskenderiye Kütüphanesinin sonunu getirirken tarihin insanlığa kazandırdığı miras da yok olup gitti.

Hypatia; evrene merakını, ilime ve gerçeğe duyduğu aşkın temelini kendisi gibi filozof olan babasından almıştır. Baba kız birlikte Batlamyus, Öklid ve diğer Yunan matematikçilerin eserlerini gözden geçirip düzenlemiş, matematik ve geometri üzerine eserler yazmışlardır.

Hypatia yıldızların yüksekliğini, açılarını ölçen usturlap ve sıvı yoğunluğunu ölçen hidrometre gibi aletler icat etti.  Bunun yanı sıra ilimde de şahit olacağımız üzere Hypatia’nın yaşadığı dönemde dünya merkezli evren; yani Dünya’nın merkeze alındığı, diğer tüm gök cisimlerinin Dünya’nın etrafında konumlandığını belirten bir evren modeli vardır. Fakat Hypatia çalışmalarıyla Güneş’in merkeze alındığı Güneş merkezli evren modelinin temelini atmıştır. Kopernik’in bu konuda Hypatia’dan ilham aldığı biliniyor. Günümüze ulaşan eserleri incelendiğinde Descartes, Kopernik, Leibniz, Newton gibi ünlü bilim insanlarının çalışmalarına kaynaklık ettiği de görülüyor.

Hypatia’yı yaptığı çalışmalar ve insanlığa olan katkılarıyla tanımamız gerekirken bizler onu hazin sonuyla tanıyoruz. İskenderiye hoşgörünün hakim olduğu bir yerdi. Bu sebeple Yahudilik ve çok Tanrılı dinin yanında Hristiyanların da bu topraklarda yaşamasına izin verildi. Bu durum Hristiyanlığı yaymak için harika bir fırsattı fakat bilimin ve eğitimin merkezi İskenderiye Kütüphanesi bu işi zora sokuyordu. Bu dönemde bilim ve felsefe, dinin önündeki en büyük engeldi. Hristiyan bir  kalabalık tarafından kütüphane yıkılıp yıkıldı. Bu sırada Hypatia ve onun gibi ilme önem veren insanlar önemli eserleri kurtarmayı başardı. Az önce de belirttiğim gibi Hristiyanlığın yayılabilmesi için ilim önemli bir engeldi ve buna çanak tutan herkes susturulmalıydı. Bunun için ise önce insanları sorgulama ve düşünmeye teşvik eden Hypatia susturulmalıydı.

Başpiskopos Cyrill, Hypatia’nın büyücü ve cadı olduğunu söyleyip halkı kışkırttı. “Kadın sessizliği ve uysallığı öğrenmelidir. Kadının ne ders vermesine ne de erkeğin üzerinde yetki sahibi olmasına izin vermeyeceğim. Suskun olacak ve sessiz kalacaktır. Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratılmıştır” diyerek halkı, Hypatia’nın sonunu hazırlamak için galeyana getirmiştir. Tıpkı Halide Edip’in “Vurun Kahpeye” isimli romanında olduğu gibi.

Nihayetinde 500 kişiden oluşan bir grup, Hypatia’nın savunmasız bir anında saçlarından sürükleyerek kiliseye götürmüşler, işkence edip yakmışlardır. “Vurun Kahpeye”de Aliye Öğretmen’in başına gelenler, meydanda halk tarafından taşlanması, çağlar geçse de zihniyetin ne yazık ki değişmediğini gösteriyor.

Öyle görünüyor ki Hypatia’nın tek suçu “sorgulamadan inanmamak, düşünmek” ve ”Düşünme hakkınızı koruyun; yanlış düşünmek, hiç düşünmemekten iyidir.” diye öğütler vermekti.

Ne yazık ki kadının toplum içindeki yerini kendi kendine belirleyen ataerkil yapının 1600 yıldır değişmeyen bu bağnaz fikirleriyle bir arada yaşamak durumunda kalıyoruz. Kadın, toplum içinde kendini var edemezse düşünmesine izin verilmezse üretemez. İşte tam da bu sebeple kadın filozoflar var olamaz algısı yok olmalı, bunun için somut adımlar atılmalı.

Kadının adı da hakları da ilk kez 18.yüzyılda gündeme gelmiştir. Bu döneme kadar temel haklara yalnızca erkekler sahipti. Fransa’da Olympe de Gouges bu duruma sesini çıkardı ve “Erkek Hakları”nın on yedi maddesinin kadınlara da uyarlanmasını şu şekilde önerdi: “Eğer kadının idam sehpasına mahkûm olma hakkı varsa, tribünden izleme hakkına da sahip olmalıdır.” Elde edilen bu haklar ise dünyadaki kadınlar için bir ilktir. Kadınlar, doğuştan hak ettiği hakları zamanla sonradan kazanmışlardır. Toplumdan topluma ufak tefek farklılıklar olsa da kadınlar hala sesini topluma ve dünyaya duyurma konusunda engellenmeler yaşamaktadır. Oysa Hypatia’nın büyük buluşlara ilham kaynağı olmasından da anlaşılacağı ve Atamızın da söylediği üzere “Yeryüzünde gördüğümüz her şey, kadının eseridir.”

Son olarak Agora filmini mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Agora, insan zihnindeki bağnazlığın asırlardır nasıl değişmediğini görmek ve ilerlemenin ne denli zor bir süreç olduğunu görmek için izlenmesi gereken bir film olmuş. Sağlıcakla kalın.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haberin Doğrusu En Güncel Haber

 

Haberin Doğrusu, Bursa haber, Bursa son dakika, Doğru haber, Son dakika, Bursa iş dünyası, Bursaspor, Bursa hava durumu, Bursa nöbetçi eczaneler, Bursa ekonomi haberi, Bursa kapalıçarşı, Bursa trafik durumu

Yazarın Diğer Yazıları