Taraflara İtidal Çağrısı

08 Ocak 2021 Cuma 09:22
Taraflara İtidal Çağrısı

Geçen gece ABD de bir grup kongre binasına girdi.

ABD seçimlerine hile karıştığı iddiaları hiç de yabana atılacak türden değil. İşin o kısmı ABD’lileri ilgilendirse de küresel düzenbazlık tüm dünyayı etkileyecek boyutlara vardı.

ABD de kongre binasının basılması Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bulunan Biden’cileri fena üzdü. Twitter’in Trump’ın twitlerini silmesini ve 12 saat ceza vermesini o kadar sevinçle karşıladılar ki, görülmeye değerdi doğrusu.

Meğer Aslı Aydıntaşbaş, Sedef Kabaş vesaire tipler, şiddete ne kadar karşıymış (!)

Meğer Jack Dorsey ne kadar demokratmış. ABD demokrasinin ne kadar da beşiğiymiş.

Mayıs 2013 sonunda ağaçları bahane ederek ülkeyi yangın yerine çeviren gezicilere alkış tutanlar, dün kongreyi basan Vandalları kıyasıya kınadılar ama yürekleri yine de soğumadı.

Dışişleri ve İletişim Başkanlığı’nın mesajından utandılar.

Neymiş taraflara itidal çağrısı yapılmış, demokrasi vurgusu yapılmış.

Ne yapılsa beğenirdiniz?

Bilderberg güzelleri canlı yayın araçlarıyla kongre binasının önüne yerleşip an itibariyle ABD yıkılıyor mesajları yayınlasak uyar mıydı?

Mesela binanın içine giren birine mikrofon uzatıp Çin’i müdahaleye davet mi ettirseydik. Fahrettin Altun’un mesajına fena halde alerji geliştiren FETÖ’cü vatansızlar, ABD mandacılığı genlerine işlemiş atarlı Can Ataklı ne yapmamızı bekliyordunuz.

Gezi vandalizmini kutsayan, aylarca insanları tencere tava çalarak taciz eden, ülkeye milyarlarca dolarlık hasar veren karaktersiz çapsızlara bir kez yapmayın diyemeyen karaktersiz güruh ne yapmamızı bekliyordunuz?

15 Temmuz 2016 da FETÖ’cü alçaklar bu ülkenin meclisini, polis harekât merkezini, sivil vatandaşlarını bombalarken ABD den gelen mesaj taraflara itidal çağrısıydı. Bu alçak mesajın iadesi bizi şahsen çok memnun etti. Rahatsız olanlar herkesin malumu.

Ne diyeyim beter olsalar üzülmem.

 

Yatılı Okul

Haftada bir gün tam olarak bir saat çarşı iznimiz vardı.

O da sık sık iptal edilirdi.

  1. Hanım Okul Müdiremiz platin sarı saçlı, delici mavi gözlü çok sert bir kadındı.

Sık sık yatakhane, yemekhane ve çamaşırhane denetimi yapar düzeltilmemiş bir yatak, silinmemiş bir masa ya da tamamı bitirilmemiş bir yemek görürse çarşı iznini haftalık, aylık, süresiz iptal ederdi. Çarşı izni dediğimiz şeyde girebileceğimiz dükkânlar, gideceğimiz mesafe belliydi. Kiminle çarşıya çıkacağımız da...

Kafamıza göre istediğimiz bir arkadaşla değil o günkü nöbetçi öğretmenin yaptığı eşleştirmelerle çıkabilirdik. Pastane, park, çay bahçeleri ve sinema yasaklıydı. Oralarda görülen olursa süresiz izin iptali cezası alırdı. Çarşı dediğimiz yaklaşık otuzbeşbin nüfuslu küçük bir ilin biz yatılı okul öğrencileri için daha da daraltılmış birkaç dükkânından oluşuyordu. Bir kuaför, birkaç kuruyemiş dükkânı ve iğne iplik vs aldığımız küçük bir arasta.

Ne zaman çarşıya çıksak alnımızda ’yatılı okuldan’ yazısı varmış gibi her girdiğimiz yerde ’yurttan kızlar geldi içeri girsinler mi’ cümlesinin altında eziliyorduk, eziyorlardı.

Alnımızda mı yazıyor diye isyan ediyorduk bazen.

Geçici süreli olsa da ’yetim’ kalmışlığımız her tarafımızdan akıyor olsa da sanırım çocuk halimiz bunu idrak edemiyordu. Zorunlu olarak gittiğimiz kuaförün gizlemeye gerek görmeden bit taraması yapması temiz olduğumuza ikna olduktan sonra başka bir şehirden değil de uzaydan gelmişiz gibi sorular sorması hem kırıyor hem kızdırıyordu.

Bütün hıncımızı kitaplardan, daha çok okumaktan, okulda derece yapmaktan çıkarır olduk zamanla. Hedef okulun ilk on derecesini gündüzlülere kaptırmamaktı. Gündüzlü öğrenciler yurttaki böcekli mercimek yemeğinden de ikide bir iptal edilen çarşı izninden de daha çok canımızı sıkıyordu. Onlarla konuşmaktan arkadaşlık kurmaktan kaçıyorduk. Gündüz okulda karışık eğitim görüyorduk. Son zilden beş dakika sonra yurda girmek zorundaydık. Okul ve yurt aynı bahçe içindeydi. Dönüş yoklaması yapılır geç kalan azarı işitir ya da ceza alırdı. Bu arada biz yurdun bahçesine de belli saatlerde çıkardık. Bahçe dediysem yanlış anlaşılmasın yurt binası ile okul arasında kalan toplamda ikiyiz metrekare beton zeminli beton duvarlı bir alan…

Toplamda yüz elli civarında kız öğrenciydik.

Konya, Tokat, Çanakkale ve Edirneliler çoğunluktaydı. Türkiyeli değil de Anadolulu ve Trakyalı olarak ayrıldığımızı orada algıladım. İlginçti bu ayrımı en çok birkaç öğretmen yapıyordu. En tuhafı da sınıf geçmemizde en belirleyici rolü beden eğitimi dersi oynuyordu. Yaşayan tüm eğitimciler içinde belki de en yüksek egolu olanı bizim beden eğitimi öğretmenimiz

  1. Beydi. Ondan geçer not almak için sportif faaliyetleriniz de yeteneğiniz de yetmiyordu. Beden eğitimi derslerine yaz kış üstünüze yapışan şortlarla girmek zorundaydınız. Gündüzlü pek çok öğrencinin ailelerinin itirazıyla biraz nefes alsak da aradan geçen 37 yıla rağmen hala tüylerimi ürperten o adam ve o kurallar.

 Seksenlerin başında benim okuduğum devlet parasız yatılı okulunda durum böyleydi.

Biz bu yatılı okula sınavla ve yüksek puanlarla gelmiştik. Çocuktuk nasıl bir okul hayatımız olacağına dair hiçbir fikrimiz yoktu. Okulda başarılı olmak dışında yatılı okulda ve askeri disiplinde de başarılı olmak zorunda bırakıldık. İlk yıl pes edenler olduysa da çoğunluğumuz başardı. İlk yıldan sonra kuralları delmeyi öğrendik. Etüt saatlerinde ders kitabının arasına roman yerleştirip nöbetçi öğretmene çaktırmadan okuyorduk. Yemekhanede bitiremediğimiz böcekli mercimek için cebimizde naylon torba taşımaya başladık ama bu çok uzun ömürlü olmadı çabuk enselendik. Aşçı H. Amcaya kendimizi acındırıp salçalı ekmekle ziyafet çektik birkaç kez. Bir de çarşı izninden dönüşümüz geç olursa diye bizim için mutfak kapısını kilitlemeyi unuturdu. Çocuk sahibi olamayan H. Amcanın çocuklara kıyamaması maalesef onun işine mal oldu. 

Son iki yılımızda ise ilk kez bize değer veren anne yürekli T. Öğretmenimiz geldi yönetime. Hala sevgiyle özlemle hatırlarım. 

Onun bize armağanı kendimize güvenmemiz oldu. Hayatımızı olabildiğince güzelleştiren güzel yürekli, güzel niyetli öğretmenim.

Şimdi nasıldır yatılı okullar?

Umarım bizim zamanımızın aksine daha şefkatli, ana, baba yüreği taşıyan müdürler, öğretmenler vardır.

Mezun olduktan 26 yıl sonra o şehre gittim.

Okulun dış kapısına kadar da gittim ama o binaya girmeyi göze alamadım.

Hâlâ ne zaman hasta hissetsem, ateşlensem yatılı okul kâbusları görüyorum.

Belki o binanın içine girip yüzleşmeliydim.

Belki bunu şimdi yapmalıyım…

Yazarın Diğer Yazıları