Su eşittir hayat ve fıtrat!

25 Aralık 2020 Cuma 12:53
Su eşittir hayat ve fıtrat!

Suyun olmadığı bir hayat seçeneğini eminim ki hiç birimiz düşünemeyiz. Ancak gidişat gösteriyor ki; temiz suyu bulamadığımız ve tek seçeneğimizin “kirli su” olduğu gün, bugün Afrika’da, Orta Doğu’da, Güney Asya’da yaşayan insanların çektiği ızdırabı okuyarak veya izleyerek değil, bizzat yaşayarak idrak edeceğiz.

Suya erişim nefes almak kadar temel bir insani hak olmasına rağmen, dünyada iki milyardan fazla insan doğal olarak yenilenebilir tatlı suya erişim imkânına sahip değil.

Bilim insanları yeryüzünde mevcut su taleplerini karşılamaya yetecek kadar tatlı su olduğunu ancak; su kaynakları dağılımının bölgesel olarak eşit olmaması, iklim değişikliği, sanayileşme, tarım, kirlilik, nüfus artışı, demografik değişimler ile gelişmiş ülkelerin bilinçsiz ve aşırı su tüketiminin dünyanın pek çok yerinde su kıtlığına yol açtığını söylüyorlar.

Güvenli ve sağlıklı su temininde en yüksek risk grubunda olan bölgeler Kuzey Afrika, Güney Asya ile Orta Doğu.  Sahra Altı Afrika ve Asya'nın bazı bölgeleri ise yeryüzündeki en kirli suya sahip topraklar.

Dünyadaki 2.2 milyar insanın, şişelenmiş markalı sular veya temiz doğal kaynaklar arasında ‘hangisinin suyunu içsek’ diye bir tercihte bulunma hakları yok. “Su” şeklinde olan ne varsa kullanmak zorundalar. Bizim üstümüze sıçrasa koşa koşa gidip duş alacağımız kirli suyu içmek, ne yazık ki su kıtlığı çeken bölgelerdeki insanlar için hayatın “normallerinden” biri.

BM Dünya Su Konseyi (UNCWW), Dünya Kaynakları Enstitüsü (IWR), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gibi kuruluşlar raporlarında; 1950'lerde yalnızca bir kaç ülkenin su sorunundan bahsederken, 1990'lara gelindiğinde 300 milyon nüfusun yaşadığı (11’i Afrika, 9’u Uzakdoğu, 6’sı Asya ve Ortadoğu’da olan) 26 ülkede susuzluk yaşandığını, 2015 yılına gelindiğinde ise iyileştirilmiş su kaynaklarına erişemeyen insan sayısının 663 milyona ulaştığını belirtmişler.

2008’de İsveç’in başkenti Stockholm’de yapılan Su Konferansı’nda; 2025 yılında her 3 kişiden 2’sinin susuzluk problemi ile karşı karşıya kalacağının dile getirilmesi abartılı mıdır bilemiyorum ama durumun ciddiyetini kavramak açısından önemli.

Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün (IWR), 164 ülkenin yer aldığı Su Riski sıralamasında Türkiye 32. sırada yer alıyor. Hükümet ve bireyler olarak gerekli önlemleri almaz isek ülkemizin de bu susuzluktan payına düşeni ziyadesiyle alması kaçınılmaz görünüyor.

İster kolera olsun, ister tifo, ister kovid… Halk sağlığı uzmanlarının bulaşıcı hastalıklardaki en önemli uyarısı su ve sabunla temizlik iken, iki milyardan fazla insanın sağlıklı suya sahip olamadığı ve susuzluk riskinin giderek yükseldiği bir dünyada kitlesel hastalıklarla mücadeleye hazırlıklı olmamız gerek.

Temiz olmayan suyun tüketilmesi yılda 2,4 milyar insanın kolera, dizanteri, tifo, hepatit gibi hastalıklara yakalanmasına yol açarken, her yıl kirli sudan kaynaklanan hastalıklardan çoğunluğu çocuk olan 2 milyon insan hayatını kaybediyor. Bu, her gün 5 yaş altı yaklaşık 1000 çocuğun kaybı demek.

WHO ve UNICEF Ortak İzleme Programına göre 2040’a kadar yeryüzünde 600 milyon çocuk  (her dört çocuktan biri) su kaynakları kıt bölgelerde hayatta kalma savaşı verecek.

Temiz suya erişim imkânı olmayan çocukların ağır sağlık sorunları (geri dönüşü olmayan fiziksel ve bilişsel hasar) yaşaması, eğitim performanslarını, gelecek yaşamlarını hatta gelecek nesillerini etkileyen yoksunluklara ve eşitsizliklere sebep oluyor.

Etiyopya’da temiz dahi olmayan suya ulaşabilmek için her gün kat edilen en kısa mesafe (4 saat gidiş, 4 saat dönüş) günlük 8 saati bulduğundan çocuklar eğitimden mahrum kalıyor. Su sıkıntısı yaşanan diğer bölgelerde de durum çok iç açıcı değil.

Etiyopya, Papua Yeni Gine, Çad Cumhuriyeti, Uganda, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Mozambik, Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti, Somali, Nijerya, Yemen En çok su sıkıntısı çeken ülkeler.

2016 yılı sonu ile 2018 yılı sonu arasında Afrika’da 34’ten fazla ülkede yapılan bir ankete göre;  Afrikalıların ortalama yarıdan fazlası (%52) su bulmak için yerleşim bölgelerinin dışına çıkmak zorunda kalıyor. Ülke bazında en yüksek oranlar ise Uganda'da (% 87), Nijer'de (% 84), Malawi'de (% 82) ve Tanzanya'da (% 81) görülüyor. (The Washington Post, 22 Mart 2020)

Çoğunlukla (%70) kadın ve çocuklara düşen bidonla su taşıma işi, onlar için yorucu olmakla kalmıyor, ıssız toprak yollarda vahşi hayvanların saldırısına uğramak, insan tacirleri tarafından kaçırılmak, taciz ve tecavüz su kıtlığı çeken bölgelerdeki pek çok kadın ve çocuk için günlük yaşamın acı bir gerçeği. Bu onlar için, hükümetlerinin umursamadığı ya da kifayetsiz kaldığı, kendilerinin ise değiştirme imkânına sahip olmadıkları bir yaşam şekli.

İşte bu noktada, onların imkânsızlıklar içindeki yaşamlarını bir nebze olsun iyileştirebilmek gayesiyle Türkiye ve çeşitli ülkelerden hükümet destekli ve/veya bağışçıların destekleriyle yardım eli uzatan çok sayıda kurum ve sivil toplum kuruluşu bulunuyor.

Ancak, özellikle ABD ve Avrupa Birliği merkezli kuruluşların bir kısmı, “cinsiyetsiz” çocuklar yetiştirmeyi hedefleyen lobilerin desteği ve yönlendirmesiyle çağımızın en janjanlı misyonerlik faaliyeti olan “toplumsal cinsiyet eşitliği” projesini yayma çalışmaları yürütüyorlar.

“Cinsiyet(sizlik) misyonerliği” üzerine saha çalışmaları yapan bazı batılı “sivil toplum kuruluşları” tabir-i caizse suyu bir nevi “silah” olarak kullanıyor. Çocuklar ve gençlerin kirli sular yüzünden ölmesi engellenirken, kirli zihinler yüzünden fıtratlarını kaybetmeleri tehlikesi ortaya çıkıyor.

Türkiye’de hayırsever insanlarımızın destekleri ile tamamen insani ve vicdani yaklaşımla el uzatan Kızılay, İHH, Diyanet Vakfı ile isimlerini tek tek sayamayacağım kadar çok sayıdaki güzide kurum ve kuruluşumuz yeryüzünün ihtiyaç olan tüm bölgelerine yardım götürüyor, oralarda su kuyuları açıyor.

Ülkemizden giden yardım kuruluşlarının şefkati ve insanüstü çabaları; oradaki insanların hastalık üreten pis sulardan kurtulmaları, içecek temiz suya kavuşmaları, kadınların ve çocukların bir bidon kirli su için saldırılara maruz kalmalarını önlemenin yanı sıra bedenlerin ve fıtratların muhafazasını da sağlıyor.

Şahıs olarak belki bilmediğimiz, farkında olmadığımız ya da unutabildiğimiz husus, bizim ulaştıracağımız her yardım, susuz bölgelerde açacağımız veya açılmasına katkıda bulunacağımız her su kuyusu; misyonerlerin zehirli pençelerinden kurtarılmış küçük çocuklar, genç kız ve genç erkek çocuklar, yetişkin kadın ve erkekler demek.

Bugün en temel insani imkânlara bile sahip olamayan bir çocuğun, bir gencin, bir ailenin hayatına dokunmak ve kendinize bir iyilik yapmak isterseniz, eminim nasıl yapacağınızı da biliyorsunuzdur.

Su gibi azîz olun!

Yazarın Diğer Yazıları