SİNEKLERİ ÖLDÜRMEK Mİ? BATAKLIĞI KURUTMAK MI?

14 Ocak 2021 Perşembe 14:20
 SİNEKLERİ ÖLDÜRMEK Mİ? BATAKLIĞI KURUTMAK MI?

Bir toplum mühendisliği olarak; ülkemizde on yıllarca “Kürt sorunu”ndan bahsedildi, insanlar birbirlerine düşman edildi, binlerce vatan evladı eziyet gördü, öldürüldü. Ta ki, doğru bir teşhisle “mesele Kürt sorunu değildir, terör sorunudur” denilene kadar. Tanımı doğru yaptıktan sonra, sorunun çözümünde hızla mesafe kat edildi, öyle ki artık terör sorunundan hiç bahsetmiyoruz bile.

Bu girizgâhı neden yaptığıma gelince, ötekileştirme ve ayrıştırma sadece etnisitede, siyasette, inançta yapılmıyor. Cinayetlerde de katilin, maktulün, mağdurun sınıflandırıldığı orantısız bir ötekileştirmeyle karşı karşıyayız.

İşlenen cinayetler üzerinden farklı bir toplum mühendisliği uygulanıyor insanlarımıza. Sahibi olmadığımız, ithal bir tanımla ülkemizde işlenen her 7 cinayetten, 1 tanesini “kadın cinayeti” olarak tanımlıyor ve ona odaklanıyoruz.

Arama motorları algoritması kadın cinayetlerini karşımıza çıkarıyor. Medyada, sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında projektörler kadın cinayetine çevriliyor ve haklı olarak vahşi bir cinayete kurban giden kadınlar gündemde tutuluyor. Ancak bu arada gündem olamayan diğer 6 cinayetin kurbanları sisler arasında yitip gidiyor.

Feminist yazar Diana E.H. Russell’ın 1976’da, “kadınlara cinsiyetleri yüzünden açılan bir savaş” sözleriyle çizdiği çerçeve, başlangıçta “kadınların kadın düşmanı erkekler tarafından öldürülmesi” ifadesiyle kavramsallaşıyor.

Ancak daha sonra Russell, Kadın Cinayeti tanımını “kadınların erkekler tarafından, kadın olduklarından dolayı öldürülmesi" olarak revize ediyor.

Sonraki yıllarda bu tanım uluslararası sözleşmeler ve feminist kadın dernekleri vasıtasıyla dünya ülkeleriyle birlikte bizde de kabul görüyor.

Kadın cinayetleri üzerine çalışmalar yapan “kadın derneklerinin”, cinayetlerle ilgili verileri devletin resmi kurumları yerine medyadan alması veya medyanın kadın derneklerinden alması sebebiyle, medyanın cinayetleri haber diline nasıl yansıttığı, ne kadar ön plana çıkardığı önem kazanıyor.

Zaman zaman kadın cinayeti tanımına girmemesi gereken cinayetler, intiharlar, taksirle işlenmiş cinayetler de “kadın cinayeti” olarak servis edildiğinden; resmi kurumların verileriyle, bazı medya ve sivil toplum kuruluşlarının verileri arasında ciddi farklılıklar ortaya çıkıyor.

Bu farklar aynı zamanda kadın cinayeti kapsamına girmeyen ölümlerin istismar edilmesi anlamını da taşıyor.

Bir örnek vermek gerekirse; 2 Ocak’ta İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ‘2019’da 336 kadın cinayeti işlendiği’ bilgisini Twitter hesabından paylaştı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun “2019 Raporu”nda ise, (138 ilave ile) 474 kadın cinayeti işlendiği iddia ediliyor. Raporu kaynak alan Sözcü, Birgün, DW, Euronews, BBC, vb medya kuruluşları iddia edilen bu rakamları yurt içi ve yurt dışına servis etti. Keza Wikipedia da söz konusu platform ile medya gruplarını kaynak alıyor.

AB ve çeşitli küresel vakıflardan aldıkları maddi destek ve talimatlarla Türkiye’de faaliyet gösteren, terör örgütleri ile iltisaklı bazı kadın dernekleri, platformlar, medya kuruluşları ve muhalefet partilerince, yüksek gösterilen kadın cinayeti sayıları ülkemiz ve hükümetimiz üzerinde baskı oluşturmak maksatlı kullanılıyor.

Farklı düşünce serdedenleri linç edecek bir kitle ise daima hazır bekliyor.

Kadın cinayetleri ve kadına şiddete sözde karşı olan riyakâr bir kesim, şiddete uğrayan kadının etnik, dini ve siyasi “statüsüne” göre maruz kalana ya da şiddet uygulayana karşı çıkıyor.

CHP yönetiminin ve partililerin, son zamanlarda parti içinde meydana gelen taciz/tecavüzlerinin eylemlerinin yanı sıra, CHP’li bir milletvekilinin Pınar Gültekin’in babasına yaptığı insanlık dışı teklif karşısında suskun kalmaları, bahse konu riyakârlığın en net örneğidir.

2016, 2017 ve 2018 yıllarında toplam 932 kadın cinayeti işlenirken, aynı dönemde ülkemizde 6522 kişi cinayete kurban gidiyor. (Polis Akademisi ‘Dünyada ve Türkiye’de Kadın Cinayetleri’ raporu, Umut Vakfı ‘Türkiye’nin Şiddet Haritası’)

Başka bir ifadeyle üç yıllık süreçte 932 kadın cinayetine karşılık, gündem yapılmayan 5590 erkek ve cinsiyet ayrımı olmaksızın çocuk ile yaşlıyı hunharca işlenen cinayetlere kurban vermişiz.

5590 cinayet, sorunun sadece "kadın cinayeti" olmadığını, ülkemizde umumi olarak bir Şiddet Sorunu olduğunu açıkça ortaya koyuyor zaten.       

Şiddete bu denli yönelim neden?

Ülkemizde işlenen cinayetlerin %60’ı, saldırıların %40’ı, tecavüzlerin %33’ü, alkol ve madde kullanan kişilerce gerçekleştiriliyor. (İHH-Madde Bağımlılığı ve Bağımlılıklarla Mücadelede Sivil Toplumun Rolü)

Yani 6522 kişiden, 3913’ü alkol ve madde kullanımından kaynaklanan şiddete kurban gitmişler.

Alkol, madde ve (kumar, internet) davranış bağımlılığı, bireysel silahlanma, internet dünyasının girdapları, şiddet içeren bilgisayar oyunları ve medyanın kitle kültürünü yönlendirici etkisi sorunlu kişilerin içinden bir “canavar” çıkmasına sebep olmakta.

Tüm bu sebeplerin başlangıç noktası ise çoğunlukla; evladına iyi bir örnek olmak, iyi bir evlat, iyi bir insan yetiştirmek hassasiyetini kaybetmiş sevgisiz ve ilgisiz aileler.

Ayrıştırma dili kullanmadan asıl konuşmamız gereken, neden her yıl 2000’den fazla insanımızı cinayete ve şiddet içeren saldırılara kurban verdiğimiz olmalı.

Toplumumuzda giderek artan şiddet sorununun esas kaynağı, aslî değerlerini vahiyden alan bir medeniyetin varisleri olarak;

Kadın'ı (ve tüm yaradılmışları) Allah'ın emaneti kabul etmeyi red etmenin,

Vedâ Hutbesi'nden yükselen müşfik sesi dinlememenin,

Akl'et emrini ve sorumluluğunu yok saymanın,

Merhamet edin ki merhamet bulasınız, uyarısını dikkate almamanın,

Namus ile ahlâk değerlerinin kadın ve erkek için aynı olduğunu kabul etmemenin,

Modernistliği Allah'ın emrinin yerine ikame etmenin,

İlmi, tefekkürü şart koşan islâmî emirleri göz ardı etmenin,

Eşref-i Mahlûkat olduğumuzu unutmanın,

Eğitim sistemimizde insani ve vicdani hasletleri tesis edecek, ahlâk ve mânevîyat esaslı bir müfredat olmamasının sonucudur.

Özgecan Aslan, Emani Al-Rahmun, Ceren Damar, Emine Bulut, Şule Çet, Pınar Gültekin, Aylin Sözer ve binlerce kadın, erkek, çocuk, yaşlıyı kurban verdiğimiz cinayetlerin ardından;

Hep birlikte sormamız gereken soru şu,

Sinekleri öldürmek mi? Bataklığı kurutmak mı?

 

Yazarın Diğer Yazıları