NE İŞİMİZ VAR SURİYE’DE?

07 Temmuz 2021 Çarşamba 09:45

NE İŞİMİZ VAR SURİYE’DE?

Bu sorunun sorulması Türk siyaseti adına tam bir yüz karasıydı.

Suriye’deki iç savaş on bir yıldır devam ediyor.

Kısa bir hafıza tazelemesi yaşayalım.

Tunus’ta ruhsatsız olduğu gerekçesiyle Tunuslu gencin sebze arabasına el konulmasından sonra, o gencin kendini yakmasıyla başlayan olaylar kısa zamanda Arap coğrafyasında bir sosyal kaosa dönüştü.

Tunuslu gencin kendini yakması Tunus özelinde baskıyı, şiddeti ve işsizliği protesto için başlamıştı.

Tunus da tıpkı Mısır ve Suriye gibi katı bir BAAS zihniyetiyle yönetiliyordu.

Tunus’ta “Yasemin Devrimi” denilen bu protestolar kısa zamanda Libya ve Mısır’da da yaygın protestoların işaret fişeği oldu adeta.

Batı basını ısrarla “Arap Baharı” diyordu bu sosyal kaos’a.

Tunus , Libya ve Mısır’da yönetimler değişti. 

Kaddafi sokak ortasında yargılaması yapılmadan vahşice katledildi,

Mısır’da Mübarek tutuklandı, seçim yapıldı ancak halkın seçimi ile yönetmeye gelen Muhammed Mursi’ye tahammül gösterilmedi.

Mısır halkı kısa süreli bir seçme özgürlüğünü; askeri darbe ve binlerce Mursi taraftarının meydanlarda katledilmesiyle kaybetti.

“Arap Baharı” diye tanımlanan sosyal kaos bir takım gelişmelerle, Arap halklarının bitmeyen kışına çevirdi.

Libya hala tam anlamıyla düzelmedi, Mısır Mübarek zamanındaki diktanın bile gerisine düştü.

Bir de komşumuz 900 km den fazla sınırımız olan Suriye vardı “Arap Baharı”nın uğradığı.

Türk hükümeti tarafından defalarca reformlar konusunda dostane şekilde uyarılan Esed maalesef bildiğini okudu.

Dera’da başlayan protesto gösterilerini kanlı bir şekilde bastırmaya kalkıştı ve sonuç 11 yıldır devam eden iç savaş. 23 milyonluk Suriye halkının 10 milyona yakını mülteci konumuna düştü. 1 milyona yakın Suriyeli hayatını kaybetti.

 Esed dünyada işlenmiş olan tüm savaş suçlarını işledi. Buna rağmen mazluma ve insan hayatına odaklanmayan devletler ki başında “Şii”liği haşa Allah’tan yukarıda tutan İran gibi ülkeler iç savaşı derinleştiren unsurlar oldu.

Elbette Suriye rejiminin yanında duran Rusya ve güya bölgeye insaniyet namına giren batılı devletler.

Onlar mazlumun değil terör örgütlerinin destekçisi oldular.

Türkiye ancak 15 Temmuz hain işgal girişiminden sonra bölgeye girdi.

Türkiye’nin Suriye kuzeyinde yaptığı terörle mücadele ve güvenli bölge çalışmaları sayesinde bugün ülkemizin güneyine YPG/PKK tarafından atılan roketler düşmüyor.

Sınır güvenliği ile birlikte Türkiye’nin şifalı elleri bölgeye adeta dirilişi müjdesi veriyor. Okullar, hastaneler, kültür merkezleri, atölyeler ile hem savaşın yaraları sarılıyor hem de savaş mağduru bu insanlara kendine yetme, üretme şansı veriliyor.

Türkiye’de misafir ettiğimiz sığınmacılar için provokasyon yapan, güvenli bölgede yaşama kazandırılanlar için alçakça söylemlerde bulunanlar maalesef bu ülkede muhalif kanatta siyaset yapıyor.

Bu utancı yaşamak da bize düşüyor.

Oysa birebir güvenli bölge ziyaretinde gördüklerimiz bile bize keşke 5 yıl önce bunu yapabilseydik dedirten gelişmeler. Bizzat şahit olduğumuz yaklaşımdan kısa kısa örnek vermek isterim.

Gaziantep valiliği, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve bölgenin STK’larında muazzam bir gayret var. Gerçekten Ensar-Muhacir ilişkisinin vücut bulmuş hali. 7/24 çalışan bir de aşkla çalışan bu insanların ve ürettiklerinin musluk bataryası kadar gündeme getirilmemesi de bizim ayıbımız.

Devamı gelecek yazıda..

Yazarın Diğer Yazıları