NE İŞ OLSA YAPARIM ABİ..

17 Eylül 2021 Cuma 14:22

NE İŞ OLSA YAPARIM ABİ..

Köyündeki çiftini çubuğunu bırakıp gurbetin yolunu tutan çilekeş delikanlı, akrabasının ya da hemşerisinin yanında alırdı soluğu. Ardından camekânında iş ilanı gördüğü işyerine, ya da iskemlede oturan kişinin yüzü mütebessim ise içeri girip selam verdikten sonra iş aradığına ilişkin maruzatını arz eder, ne iş yaparsın elinden hangi işler gelir sualine “ abi ne iş olsa yaparım” cevabını verirdi.

İş sahibi durumu anlar, mevcut şartlarını zorlar ekmeğini paylaşmak için kapısını çalana bir yer açmaya çalışırdı. O dönemlerde işverenler, ABD den ithal edilmiş buram buram kapitalizm kokan kitaplardan; verimlilik, köşe dönmecilik tez zamanda gökdelen sahibi olma yarışını henüz hıfzetmemişlerdi. Duygu dünyaları canlı ve fıtri idi, hâsılı babacanlıklarını kaybetmemişlerdi.

Diğer yandan, bir işe başlayan işi öğrendiği yerden dışarıya gözünü dikmez,  çalıştığı yeri ekmek teknesi görürdü. Besmele ile başladığı işten ücretini “bereket versin” diye alır. “Elhamdülillah” diyerek harcardı. İşveren baba, iş arkadaşları kardeş işverenin aile fertleri dahi korunup kollanacak aile üyeleri idi.

Bu yazılanları, şimdilerde işveren koltuğunda oturan ya da iş arayan gençler hayal olarak algılayacaklardır. Yaşı müsait olanlar bilir ki; seksenli yıllar öncesinde güzel ülkemde genel durum buydu.

Şimdilerde; diplomalı sayısını artırdık, mevcut eğitim sisteminin eksik bıraktığı kapitalistleşme olgusunu ikmal etmek, yani daha iyi kapitalist olsunlar diye imkânı olanlar evlatlarını kapitalizmin başkentlerinde öğrenim görmeye gönderdi.

Bizim evlatlarımızın ekserisi; verimlilik, sinerji, hedefler, misyon vizyon… bir sürü kavramı hayatın olmazsa olmazları olarak ezberlediler.

Fakat yine bizim evlatlarımızın ekserisi bize ait olan bereket, merhamet, vefa, sadakat, helal haram kavramlarından bihaber yetiştiler  

Pazarlamanın cinliklerini ezberledi, “iş bitiricilik cambazlığına” dair kurslara katıldılar.

Müteşebbis çocuklarının çoğu babasının iş yapma biçimini beğenmedi, babasına tepeden baktı. Öğrendiği yeni usullerle işe koyuldu; önce danışmanlar tutarak, manasını kendisinin bile anlayamadığı estetikten uzak cümlelerden oluşan “vizyon, misyon”   tablolarını işletmenin girişine astırdılar.

Babanın, elini omuzuna atarak konuştuğu çalışanlara, yeni patron artık asistanı aracılığı ile ulaşır oldu. Böylece işletmede kurumsallık  havası oluşturuldu..                 Çalışan amortismanı ayrılan makinadan farksızdı. Yıllıktan aylığa aylıktan günlüğe düşen verim hesapları verilen hedeflerle çalışan her an sorgulanır oldu. Eline tutuşturulan telefon marifetiyle çalışan günün her saatinde patronun asistanının emrine amade hale dönüştürüldü.

Patronun, avenesiyle bir yemekte ödediği tutar, işçinin aylık maaş zammı hesap edilirken göze batar oldu.

“Globalleşen dünyada…. rakipler… firmanın vizyonu…..” Bu kavramlar çalışanın kendisi ve aile efradının ibate ve iaşesinin nasıl karşılayabileceği sorusunu gölgelemeye devam ediyor…

 Diğer taraftan ise:

Kasaba büyüklüğünde illerde kurulan adına üniversite denilen ucube okullardan alınan diplomaya sahip olan gençler “ben üniversite mezunuyum, her işte çalışmam ancak kariyer yapabileceğim iş isterim” diye tutturur oldular.

Başladığı işte daha ilk iş gününde gözünü dışarı diken, kendini mevcut işin her safhasını tenkite memur zanneden, benim iş tanımım içinde bunlar yoktu, “bunu da yapmam, şunu da yapmam” diyerek iş yapacağı zamanı itiraz ve tenkitle geçiren  çalışanlar…

Bir tarafta; iş beğenmeyen, saygıdan vefadan nasiptar olmamış genç, diğer yanda; bereket kavramından sevgiden nasiptar olmamış, çalışanına amortismanı ayrılacak makina gözüyle bakan işveren.

İşin bir üçüncü boyutu daha var; kamu kurumlarını işsizlik istatistiklerini sevimli hale getirme mecrasına dönüştüren ekonomi yönetimi, kamu çalışanlarını lâ- yüsel (hesap sorulamaz, kendisinden hata sûdur etmez) hale getirmiş ve aynı şekilde devamında ısrar eden bir devlet yapısı ve de kamuya kapağı atıp yan gelip yatma peşinde olan genç nüfus.

Çözüm nedir diye soranlara bilge cevap veriyor; ihtiyaçtan fazla olan her şey zehirdir.

İhtiyaçtan fazla olan üniversite ve dağıttıkları diploma sayısı da, maksadını aşan verimlilik hesabı da, lüzumundan fazla olan kamu çalışanı da, tez zamanda çok kazanma hırsı da… zehirdir.

Bu zehiri sosyal bünyeden atmadan, zengin güvene, fakir huzura hasret kalmaya devam edecektir.

Efendim, bu hasret; cari açık, milli hasıladaki müspet yada menfi değişme, dövizdeki dalgalanma, faizdeki yükselişin menfi tesirlerinden farklı olarak, sosyal bünyede tamir ve tadilatı zor yaralar meydana getirir.

O sebepten dolayı, işsizlik meselesi iktisaden en öncelikli konuların başında gelmektedir.

İşsizliğin dünü bu günü ve diğer ülkelerle mukayesesine ilişkin analizleri yapacağımız yeni yazılarda buluşmak temennisiyle…

 

 

 

 

  1. Eylül 2021

Avni GÜNAYDIN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haberin Doğrusu, Bursa haber, Bursa son dakika, Doğru haber, Son dakika, Bursa iş dünyası, Bursaspor, Bursa hava durumu, Bursa nöbetçi eczaneler, Bursa ekonomi haberi, Bursa kapalıçarşı, Bursa trafik durumu