İHTİYAÇ-İSRAF-TEFEKKÜR

18 Temmuz 2021 Pazar 09:16

İHTİYAÇ-İSRAF-TEFEKKÜR

Yeryüzünü yaklaşık sekiz milyar insanla paylaşıyoruz. Yaşadıklarımız, gördüklerimiz duyduklarımız tutumlarımızın oluşmasına kişiliğimizin gelişmesine katkı veriyor.

Bu bilinen gerçeklikten hareketle, baskın iktisadi sistem olan kapitalizmin nimetlerinden fayda görenler yani kompradorlar bize istediklerini gösteriyor istediklerini duyuruyor dolayısıyla tutumlarımızın oluşmasında propagandayı ustaca kullanıyorlar. Bunu önceleri yazılı mevkute ile yaparlarken televizyon devreye girmesiyle işleri daha da kolaylaştı Şimdilerde televizyonun etkisi nispeten azalmış olsa da hala tedavülde. Ağırlık sosyal medya dediğimiz cenaha geçmiş durumda ki; kuralsızlığın kural, ahlaksızlığın ahlak olduğu bu mecra tam bir propaganda aygıtı gibi çalışıyor. Yarınlarda ne olur onu şimdiden tahmin etmek zor.

Verilen haberlerin veriliş şekli ve yorumlanışı, oynatılan film ve dizilerin muhtevası, yaptırılan müzakere ve münazaraların konusu ve konukları… Adeta bir çok şeyin tek merkezden idare edildiği gerçeğini gözümüze sokuyor, görmek bilmek gerçeklerle yüzleşmek işimize gelmiyor galiba.

Eğer belli bir süre kendimizi bu propagandadan uzak tutabilmeyi başarabilirsek, belki şahsımız ve insanlık üzerinde oynanan oyunun kısmen farkına varabiliriz.

Özel uçaklara sevgili gezdiren, süper yatıyla demir attığı ilçe esnafını bayram ettirebilen, aşağı katları ile yukarı katları arasında iftar saatinin bile değiştiği gökdelen otellerde iftar şovları yaptıran zenginlerin olduğu bir dünyanın bilinçaltımıza kazındığı bir dünyada yaşıyoruz.

Tamamen haksızlık etmeyelim (!), 1950’lere kadar Avrupa’nın orta yerinde varlığını sürdüren “İnsanat bahçeleri” gibi, yayınlanan belgesellerden öğreniyoruz ki; dünyada aç ve sefil insanlar da varmış.

Meğerse, yaşadığımız dünyada toplam nüfusun % 11’i yetersiz besleniyor ve 790 milyon insan içecek sağlıklı sudan mahrum yaşıyor.

Açlık çeken insanların 381 milyonu Asya kıtasında, 250 milyonu Afrika kıtasında diğerleri ise dünyanın muhtelif bölgelerinde hayatta kalma mücadelesi vermekteler. Asya kıtasının toplam nüfusunun % 11’i, Afrika kıtasının % 19’u aç uyumakta.

Dünyada 854 milyon insan aç yatarken, diğer taraftan;787 milyon insan obez ve 1,7 milyon insan aşırı kilolarından kurtulma mücadelesi (!) veriyormuş.

Dünya toplam nüfusunun açlık sınırı altındaki kısmı 2014 yılına kadar nispi olarak azalma eğiliminde iken, 2014 yılından itibaren tekrar artış eğilimine geçmiş ve son yıllarda yaşadığımız küresel salgının da etkisiyle geleceğe dair beklentiler karamsarlık oluşturmaktadır.

Hz. Ali (ra)’nın asırlar önce söylediği hikmetli söz bu günü veciz şekilde özetliyor “zenginlerin safahatı, fakirlerin sefaleti üzerindendir.”

Konuyu başka bir açıdan da analiz etmek gerçeklerle yüzleşmemizi kolaylaştıracaktır.

Birleşmiş Milletler (BM) Çevre Programı tarafından yapılan araştırma neticesinde hazırlanan Gıda İsrafı Raporu’na göre: Dünya genelinde her yıl toplam 931 milyon ton gıda israf ediliyor. Bu, küresel çapta perakende satış noktaları, evler ve restoranlarda tüketime hazır gıdanın % 17‘sinin doğrudan çöpe gitmesi anlamına geliyor ve israfın yüzde 61’i evde yapılıyor.

Bahse konu rapora göre; Türkiye’de her yıl 7,7 milyon ton yiyecek çöpe gidiyor. Bu da Türkiye’de her yıl kişi başına 93 kilogram yiyeceğin israf edildiği yani çöpe atıldığı anlamına geliyor.

Bu veriler ışığında, maalesef Türkiye, dünya genelinde gıdanın en fazla israf edildiği ülkeler arasında yer alıyor. Öyle ki; kişi başına en çok gıdanın israf edildiği 10 ülke arasında Türkiye 3. sırada yer alıyor.

Açlık ve israf mefhumları, vicdanı hassasiyetini muhafaza edebilen bütün insanlığın ortak konuları olmasına rağmen, nüfusunun yüzde doksanından fazlasının Müslüman olduğu ülkemizde bu konu daha fazla önem arz etmektedir.

Kitab- ı Kerim’imizin “ Ey Âdemoğulları! Her namaz kılacağınızda güzelce giyinin, yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez. “ (A’râf:31) emrine,

Hz. Resulullah (sav)’in “Yiyip için, giyinin ve tasadduk edin. Fakat israf ve kibirden sakının!” (Buhari)

“Yanı başındaki komşusu açken tok olarak geceleyen kişi (olgun) mü’min değildir.” (Buhari),

Merhametli olmayan kâmil iman sahibi olmaz.” [Taberani] ikazlarına rağmen gıda israfında dünyada ilk üçte olmamız, cinsiyeti, mesleği, yaşı, gelir seviyesi… ne olursa olsun her bir ferdin üzerinde hassasiyetle düşünmesi gereken bir konudur.

İsrafın ne olduğu farklı şekillerde tanımlanmış olsa da, herkesin mutabık kalacağı ortak tanım, “israf; ihtiyaçtan fazla olan her şeydir.”

 

Vakıf medeniyetinin ihya ve inşası ile yeryüzünde yaşayan her canlının ihtiyacına koşan, Hilal-ı Ahmer’den Kızılay’a dönüşen merhamet müesseselerini kuran ecdadın çocukları / torunları, yani siz biz hepimiz, bize ne oldu?

Mevcut kurum ve kuruluşlara ilave olarak son yıllarda meydana getirilen yardım kuruluşları sayesinde kapitalist hegemonyanın zulmü altında inleyen mazlumların testisine temiz su, tasına çorba, yılda bir defa olsun tabağında et koymaya çalışan iyi niyetli müesseselerin gayretli çalışanlarını tebrik ederken,

Her yıl çöpe attığımız 7,7 milyon ton yiyeceğin ne kadar insanın hayali olduğunu tefekkür etmek durumundayız.

Ekmeği apartman bahçe duvarlarına poşetlerle asıp hayvan yiyeceğine dönüştüren hanımlar! bununla vicdanlarını aklamaya çalışmasın. Ekmek hayvan yiyeceği değil, insan yiyeceğidir ve üretimi zahmetli bir süreçtir,

Her şey dahil konaklama tesislerinde yiyeceğinin üç beş katı tabağını dolduran şımarık çocuğuna ses çıkarmayan “nasıl olsa parasını verdim” diyen baba!, yeryüzünde 190 milyon civarında çocuk aç uyumaya çalışıyor,

Bu gün biz tokuz, hatta bir kısmımız tokluktan çatlıyoruz, fazla kilolarımızdan kurtulmak için çareler arıyoruz. Bu safahatın dünyada garantisi yok elbette.

Garantisi olmadığının delili buyurun birlikte okuyalım, okuyup üzerinde tefekkür edelim: “…Eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir! ” (İbrahim;7-8)

Merhum Bilge Aliye İzzet Begoviç’in veciz ifadesiyle  “Açlık iktisadi bir problem değil, ahlaki bir problemdir”

Dünyanın hal-i pür melali bu iken, kapitalist kompradorlar bizi sürekli tüketmeye teşvik etmektedirler. Biz tükettikçe onların servetleri kartopu gibi büyümektedir.

Açlıktan ölenler ise onların umurunda değil, çünkü onlar için tek hedef var; kazanmak, daha çok kazanmak, hep kazanmak…

Onlar için öyle de ya bizim hedefimiz ne?

Çare:

Kapitalizme inat: adaletli paylaşım,

İsraftan uzak bir hayat,

Paylaşmanın hazzını yaşamak,

En önemlisi de: var oluş sırrını anlamak, yaşamak ve yaşatmaya çalışma gayreti içinde olmak…

Yazarın Diğer Yazıları