Zihinsel Sömürgeciler Ve Kurbanları…

02 Ekim 2020 Cuma 09:16
Zihinsel Sömürgeciler Ve Kurbanları…

Toprak sömürgeciliğinin de, zihin sömürgeciliğinin de esası zorbalık ve ilkel yağmacılık dürtüsüne dayanıyor. Zihin yağmalamacılığının zahmetsiz ve etki alanının çok daha geniş olması, sömürgecilerin bulundukları yerden dünyanın dört bir yanındaki insanların zihinlerini ele geçirerek birer sömürge adacıklarına dönüştürmelerine imkân sağlıyor.

Araçların ve metotların değiştiği, bireyler üzerinden toplumları teslim alma, diz çöktürme maksadı güden zihin sömürgeciliği, klasik sömürgecilik anlayışına kıyasla çok daha sofistike, çok daha sinsi yöntemlerle yürütülüyor.

“Kanaat Önderleri” tarafından evrensel değerler yüceltilerek, yerel olanı itibarsızlaştırarak, teslimiyetçi telkinlerle 'başka çözüm yok' duygusu vererek, aykırı inanç ve fikirleri düşünce özgürlüğü kapsamında yayarak, çeşitli moda akımları ile cezbederek, edebi ve sanatsal ürünleri kullanarak zihinlere taarruzda bulunuyorlar.

“Barışçıl ve uyumlu” bir dünya düzeni ile bu “üstün-uygar” dünyanın vatandaşlığını vaâd eden yeni sömürgecilik anlayışında zihin misyonerleri ellerinde muharref kitapla kıta kıta dolaşmıyor artık. İnternet, görsel ve yazılı medya ile zihinlerde dolaşıyorlar.

Zihin sömürgecilerinin tahakkümünde; sınırları, inancı, geleneği, cinsiyeti, farklılığı, farkındalığı olmayan, dünyaya hâkim tekçi bir düzeni yerleştirmek için küresel çapta bir eğitim sistemiyle farklı inançları, farklı kültürleri, farklı dilleri tek tek ifsat edip aynılaştırıyorlar.

Çağımızda dünya çapında herkese yönelik bir "eğitim" alanı olan medya ve internetle her eve, her ferde ulaşıp, 5 yaşındaki çocuğu da 15 yaşındaki genci de “eğitiyorlar”. Dünya nüfusunun 7,5 milyar civarında olduğunu kabul edersek 500 milyon seçilmiş insanı ayırdığımızda ve interneti olmayan 1 milyarı da düştüğümüzde, kalan 6 milyar insan (kendi toplumları da dâhil) zihin sömürgecileri için internet ve medya aracılığıyla "eğitilebilir" durumda.

Marc Ferro, Sömürgecilik Tarihi adlı eserinde, ‘İyiliği yüzünden, beyaz adam aşağı türleri tahrip etmez, onları eğitir; yeter ki “insanlık dışı” olmasınlar -Buşmanlar ya da isim vermeye bile değmeyen Abori- jinler gibi-, aksi halde yok edilirler.” der. Sömürgeci beyaz adama atıfla “eğitilecek aşağı tür” olarak tanımladığı hedef kitle asırlara sarî uygulamalarda görüyoruz ki, özellikle Batı-dışı toplumlar ve Müslümanlardır.

Sömürgeci zihniyet, yüksek değerlere sahip İslâm ahlâkını, adalet ve hakkaniyet ölçülerini kendileri için bir tehdit ve tehlike olarak algıladıklarından, “alt-aşağı” olarak gördükleri toplumlar üzerinde kendi “üstünlüklerini”, kendi “ahlâk”  anlayışlarını tesis etmeye yönelik yöntemler geliştiriyorlar. Amaç yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ele geçirmekle birlikte, sömürülenin değerini ve değerlerini gözden düşürerek, farklılıklarını ve farkındalıklarını yok ederek, kendi toplumunda ve uluslararası toplumda varlık göstermesinin önüne geçmek ve nihayetinde imhâ etmektir.

Zihinsel sömürgecilik, bir yandan bireyin insani ve vicdani değerlerini yozlaştırarak, inançlarını ve geleneklerini çiğneyerek, sınırsız tüketimi, haz kültürünü yayarak, bireyselliği önceleyerek ailevi, dini, kültürel ve geleneksel aidiyetleri dinamitleyen bir yapı olarak karşımıza çıkarken, diğer yandan toplumsal olaylarda, ayaklanmalarda, iç savaşlarda kurşun asker olarak “cepheye” süreceği köksüz, yönsüz, cinsiyetsiz ve tekinsiz “bireyleri” yetiştiriyor.

Toprak bağımızı yitirsek de gönül bağımızı asla yitirmediğimiz mazlum coğrafyalardaki işgale, zulme, sömürüye ucuz bir magazin figürüne gösterdiği önemi göstermeyen, dinini, tarihini, dilini, kültürünü bilmeyen, değer yargıları körelmiş, kökleri hakkında düşmanca hislerle doldurulmuş bireyler zihinsel sömürgeciliğe verdiğimiz kurbanlardır.

Zihinleri sömürgecilerin işgalinden kurtaracak teyakkuz hali, dinin (İslam’ın) ve dilin sömürgeciler için ne ifade ettiğinin idrâkiyle başlıyor.

Toprakların işgaline karşı verilen güçlü mücadele, zihinlerin işgaline karşı verilmediği müddetçe; vârisi olduğumuz medeniyetin devlet ve insan, iman ve ahlâk mefkûresine sahip olmamızı şart koşan medeniyet tasavvurunu ihyâ edebilir miyiz?

Yazarın Diğer Yazıları