Türkiye Fransa ilişkileri

15 Eylül 2020 Salı 12:25
Türkiye Fransa ilişkileri

Türklerle Fransızların ilişkileri inişli çıkışlı olarak çok eski tarihlere dayanmaktadır. Anadolu coğrafyasındaki Türklerle ilişkilerinin başlangıcını I. Haçlı Seferi olarak alabiliriz. Birinci Haçlı Seferi Papa II. Urban tarafından 1095 yılında şu an Fransa’nın bir kasabası olan Clermont-Ferrand’da gerçekleştirilen konseyden sonra ilan edilmiş ve birçok Fransız Beyi bu sefere (1096-1099) katılmıştır.

Osmanlılar döneminde de ilişkiler devam etmiştir. II. Sultan Bayezid, kardeşi Cem Sultan hakkında bilgi almak üzere XI. Louis’e 1484 yılında Lemnoslu bir Yunan göndermiş. Kanuni Sultan Süleyman dönemimde de; 1525’te İtalya’da yenilgiye uğrayan I. François adına oğlu Louise de Savoie bir mektup göndererek yardım istemiş ve verilen meşhur cevapta:

«Fransa vilayetinin kralı François, (…) her şeyden haberdar oldum. Yenilmek ve hapsolunmak hayret edilecek bir şey değildir. Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz. (…) Gece gündüz atımız daima eğerlenmiş ve kılıcımız belimizde kuşatılmıştır.» denmiştir. Böylece başlayan iyi ilişkiler 1536’da bir antlaşma yapılmasına ve Fransızlara bazı ayrıcalıkların verilmesine sebep olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti ile Fransa arasındaki ilişkilerin temeli ise Kurtuluş Savaşı sırasında imzalanan 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Antlaşması ile atılmıştır.

Fransızların Müslümanlarla ilişkileri de çok eskiye dayanmaktadır ve ilk resmi temasları, Fransız kralı Charlemagne (742-804) ile Abbasi Halifesi Harun er-Reşid (763-809) arasında olmuştur. Ayrıca Endülüs Emevi Devleti ile de sık sık savaşlar yaşanmıştır.

Tarihin akışına baktığımızda Osmanlı Devleti sınırlarına dahil olmuş hiçbir coğrafya veya millet sömürge olarak anılmazken, Fransa Sömürge imparatorluğu olarak anılmaktadır.[1]

Geçmişten gümümüze Fransa’nın sömürgesine giren yerlere bir göz atalım:

Kanada, Karayip Denizi kıyıları, Haiti, Fransız Guyanası, Guadeloupe, Martinique, Fransız Çinhindi, Vietnam, Madagaskar, Komorlar, Benin, Burkina Faso, Gine-Bissau, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo-Brazzaville, Ekvator Ginesi, Gabon, Cibuti, Cezayir, Fas, Tunus, Suriye, Lübnan…

Osmanlı imparatorluğunun yıkılışıyla beraber hatta Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Hatay, Adana, Tokat, Malatya ve Sivas’a da sahip olmak istediler ama geri püskürtüldüler.

Hali hazırda Fransa özellikle Afrika’da sömürgeciliğini sürdürebilmek için akıl almaz yöntemlere başvurmakta ve elinden kaçırdığı sömürgeleri için hayıflanmaktadır.[2] Tarihte ve gönümüzde sömürgesi altında bulunan yerlerde kan, gözyaşı, zülüm, katliam, gasp gibi fiiller sıradanlaşmış ve rahatlıkla işlenebilmektedir.

Geçmişte ve günümüzde Fransız sömürgesi olan her coğrafya kurtuluşu Türkiye’ye yakınlaşmakta görmekte ve Fransa bundan çok rahatsızlık duymaktadır.

2007-2008 yıllarında Akademik çalışma yapmak için Fransa’da bulundum. Fransa’nın dört bir yanını kasabalar dahil gezmeye çalıştım. Hem Fransa’daki Türklerle, hem farklı İslam Ülkelerinden gelen Müslümanlarla hem de Fransızlarla görüşme konuşma imkânım oldu. Elde etmiş olduğum bilgileri birkaç makale ve kitapta toplayıp kamuoyu ile paylaşmaya çalıştım.[3] Çok sayıda seminer ve konferans vererek Fransa’daki beşeri dokuyu gözlemleme imkânı elde ettim.

Bu çerçevede Suriye’de PKK/PYD’nin yanında, Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın yanında Türkiye’nin karşısına dikilen Fransa’yı biraz tahlil etmeye çalışalım.

Sömürgeci bir geçmişe sahip, maddi varlığını gasp, işgal, zülüm, kan ve gözyaşı üzerine kurmuş bir devletle karşı karşıyayız. Askeri güç kullanarak insanların yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ellerinden alan bir devletin etki alanında bulunan Afrika gibi coğrafyalar Türkiye’ye yakınlaşarak kazan-kazan zemininde Fransa’nın boyunduruğundan kurtulmaya çalışıyorlar. Türkiye’ye karşı Ermenileri yıllarca kullandı ve kullanmaya çalışıyor, Güneydoğu’da terör koridoru oluşturmaya heveslendi hevesi kuşağında kaldı. Şimdi ise Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hukuken meşru haklarına sahip çıkarak enerji kaynaklarına kavuşması ve güçlü Türkiye yolunda ilerlemesi Fransa’yı oldukça rahatsız etmekte ve uykularını kaçırmaktadır.

Şunu ifade etmeliyim ki eğer Fransa Türkiye ile gerilimi daha da tırmandırırsa, ülke dışındaki coğrafyalardaki etkisini daha hızlı kaybetmeyle yüz yüze gelebilir. Dahası ülke içindeki etnik ve dini yapısını dikkate aldığımızda, sarı yeleklilerin isyanına yeni karışıklıklar eklenebilir. Tam manasıyla "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" durumuyla karşı karşıya kalabilir.

Fransa’da insanlara etnik kökenini ve hangi dine mensup olduğunu sormak yasaktır. Resmi kaynaklarda bu yönde bilgilere baktığımızda gözlemlerimizle örtüşmeyecek derece az sayıdaki nüfus farklı din ve etnik kökenden olarak rakamlara yansımaktadır. Ayrıca dini ve etnik kökeni unutturulmuş Fransızlaşmamış yeni yetişen bir nesil var. Bunların çoğu, birkaç kuşak öncesi sömürge ülkelerinden köle olarak getirilip çalıştırılan insanların torunu durumundadır. Ara ara isyan çıkarıp mahalleleri ateşe veren bu grup, Fransa’nın midesine oturan sömürü lokması olarak ciddi sorunlara gebedir.

Öte yandan Türkiye’ye karşı yapılacak yanlışlara demokratik yollarla tepki koyabilecek farklı din ve etnik kökenlerden entelektüel yapıya sahip insanların Fransa’da varlığını da unutmamak gerekir.

Gelinen noktada haksız ve saldırgan olan taraf hızla kaybedecektir. Eskisi gibi saman altından su yürüterek perde arkasından kuklaları oynatıp Türkiye’ye karşı oyun kurma ve kazanma devri bitmiştir. Yine aba altından sopa gösterip Türkiye’ye hükmetmek de mümkün değildir.

Türkiye Fransa ilişiklilerinin hukuk çerçevesinde sömürgeci ve buyurgan tavırdan uzak kazan-kazan temelinde yeniden kurgulanması en akılcı çözüm olarak görünmektedir. Aksi durumda domino etkisi yaparak öngörülemeyen sonuçlar ortaya çıkabilir.

İki Fransız atasözü ile konuyu bitirelim, “Franzızlar der ki: L'esprit du Turc travaille tard, j'aurais aimé que nous ayons cet esprit (Türk’ün aklı geç çalışır, keşke o akıl bizde olsaydı). Macron, geçte olsa Türk’ün aklı çalıştı ve artık karşında Eski Türkiye yok. Eğer beyin ölümü gerçekleşmediyse sen de aklını çalıştır!

Yine Fransızlar der ki; “Nous vivrons et verrons (yaşayacağız ve göreceğiz).

Evet, hep beraber yaşayacağız ve göreceğiz.

İsmail Sağlam

ismailsaglam1625@gmail.com

 

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Frans%C4%B1z_s%C3%B6m%C3%BCrge_

imparatorlu%C4%9Fu (14.09.2020) [2] https://www.aa.com.tr/tr/analiz/

afrika-da-fransa-k%C3%A2busu-ii-yeni-somurgecilik/1726100#:~:

text=veto%20hakk%C4%B1%20bulunuyor.-,Fransa%201961'den

%20beri%2014%20Afrika%20%C3%BClkesinin%20ulusal%20rezervlerini%20elinde,

Brazzaville%2C%20Ekvator%20Ginesi%20ve%20Gabon

[3] İsmail Sağlam, Avrupa’da Yaşayan Türkler ve Değerler Eğitimi, Emin Yayınları, 2015, Bursa.

  Batı Avrupa'da yaşayan Türklere göre: din görevlileri ve cami etkinlikleri yeterliği (Fransa örneği), Emin Yayınları, 2011, Bursa.

Fransa’daki Türklerin Din Görevlilerini Meslekî Yeterlik Açısından Değerlendirmeleri, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/143676.

Cami Cemaatine Göre Fransa’daki Türk Din Görevlilerinin İletişim Yeterlikleri, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/302461.

 

Yazarın Diğer Yazıları