Özür mü?

09 Ekim 2020 Cuma 10:17
Özür mü?

Aslında bu yazımın konusu başka olacaktı, ancak bir hastanede başhekim yardımcısı olan yaşını başını almış bir vatandaşın sosyal medyada paylaştığı görüntüler bir anda memleket gündemine çörekleniverdi.

Daha önceki yazılarda da ucundan köşesinden değindiğim bir maraz bu olay bağlamında tekrar nüksedince yazının rotasını da tekrar buraya doğru kırdım.

Evvela şunu söyleyeyim: Söz konusu görüntülerde dile getirilen birden fazla kadınla aynı anda evliliği yasaklayan medeni kanun eleştirisine katılmıyorum.

Çok evlilik tarihsel bağlamı itibariyle değerlendirilmesi gereken bir hususiyettir.

Özellikle günümüz dünyasında hemcinslerimin dinin en çok da bu ruhsatını sevmelerini süfli arzularına bir yol bulmanın arayışı olarak görüyorum.

Bu arada, ruhsat dediysem, her zaman ve her yerde geçerli olmasını kabul ettiğimden değil, toplumsal ve tarihsel koşulların gerektirmesi durumunda uygulanabilir olduğuna inandığımdandır.

Benim açımdan meselenin üç boyutu bulunmaktadır:

Mezkûr doktorun görevden alınmasına neden olan sözlerini yukardaki değerlendirmem çerçevesinde yersiz bulduğumu peşinen ifade etmiş olayım. Kaldı ki, çok evlilik, kadın, nikâh, aile, medeni kanun vb kavram ve başlıklar büyük oranda ideolojik anlamlar da taşıyor olmaları nedeniyle netameli alanlardır.

Bu tür meselelere, kendini anlatmakta zorlanacağın, umuma açık zeminlerde girmek, yanlış çağrışımlara yol açacak sözler etmek adeta mayınlı bir tarlaya girmek gibidir. Bu nedenle, özellikle üst düzey siyasal ya da siyasetin etkisindeki bürokratik pozisyonlarda görev üstlenmiş kişilerin dikkat etmesi gereken konulardır bunlar. 

Yani nerede neyi konuşacağını bilmek, söylediğin sözlerin bir delinin kuyuya attığı taş etkisi yaratmamasını gözetmek, (eğer özellikle yapmıyorsa) yaşını-başını almış aklı başındaki eşhastan beklenecek asgari bir hassasiyet olmalıdır. Zira örnekte de görüldüğü üzere konu hemen ideolojik bir alana çekilip bir siyasi manivelaya dönüştürülmekten kurtulamamıştır.

Bununla birlikte dile getirdiği konular kişisel görüşüdür ve en fazla “saçma” bulma hakkımız olan bir niteliğe sahiptir.

Nihayetinde bir doktor olarak üstlendiği idari pozisyonla bu görüşlerinin uzaktan yakından bir ilgisi bulunmamaktadır.

Kendisini başhekim yardımcılığı üzerinden eleştirileceksek, işini iyi yapmaması, hastaneyi olması gerektiği gibi çalıştıramaması, hekimliğinin hakkını vermemesi nedeniyle eleştirebiliriz, ancak pratikte kendisinin dahi uygulamadığı bir düşüncesi nedeniyle kimseyi mahkûm etme hakkımız olamaz.

Bu ülkede pratik bir anlamı olmayan konuların dahi dini referanslarla konuşuluyor olması hala büyük bir cesaret işidir.

Doktor beyi görevden aldıran gürültüyü çıkaranların, Diyanet’in eşcinsellikle (ki bu kavramı kullanmayı doğru bulmadığımı da ifade etmiş olayım bu arada. Zira bu sapıklığın bizim dilimizde bir karşılığı vardır ve eşcinsel demek normalleştirmeye dönük bir hamledir) ilgili hutbesine binaen “Diyanet eşcinsellere karşı nefret suçu işliyor” yollu zehir zemberek açıklama yapan memleketin başkentinin barosuyla aynı ruh ve fikir dünyasının insanlarıdır.

Daha geçen günlerde PKK’nın gazetesinde görev almış bir doktoru Tabipler Odası’na başkan seçen iradenin, çok evlilik hususunda en fazla “zevzeklik” denecek sözler üzerinden memleketi yangın yerine dönüştürmesi nasıl bir cesaret ve özgüvene sahip olduklarını göstermektedir.

Evlilik dışı ilişkileri, metres edinmeyi, gayri insani cinsel sapıklıkları meşru görenlerin çok evlilik konusunda gösterdikleri hassasiyet referansının din olması nedeniyledir.

Özetle, mesele sapıklık falan değil, referansının neresi olduğudur.  

Toplumsal ortalama açısından yanlış, sapıkça, gayrimeşru görülecek konuların dini referanslarla konuşulması her türlü linçe müstahak olduğunuz anlamına gelebilirken, seküler, sol, liberal değerler(!) çerçevesinde dile getirilmesi ise her türlü eleştiriden müstesna tutuluyor hala.

Bir doktor terörist olabilir, bir meslek odası eşcinselliği savunabilir, eğer seküler bir ideolojinin mensubuysanız her türlü cinsel ve ahlaki özgürlüğe(!) yelken açabilirsiniz.

Sonuç olarak; hiç kimsenin münferit hatasının “bizim mahallenin adamı” olduğu için avukatı da, kefili de değiliz. Bununla birlikte sırf seküler efendiler istediği için dindar kesimlerin büyük çoğunluğu açısından da yanlış kabul edilecek görüş ve tutumlar nedeniyle özür veya savunma pozisyonuna geçecek de değiliz…

Yazarın Diğer Yazıları