Ötekileştirme Üzerine...

24 Eylül 2020 Perşembe 01:39
Ötekileştirme Üzerine...

Toplumu ayrıştırarak yeniden dizayn etme sistematiğinin gündelik hayattaki adına “ötekileştirme” diyoruz. Batılı ülkelerde toplumun çoğunluğundan farklı ve azınlıkta olan “öteki” kabul edilirken, ilginç bir şekilde ülkemizde azınlığın çoğunluğa tahakküm etme arzusuyla toplumun ortak değerlere ve inanca sahip çoğunluğu ötekileştiriliyor.

Ülkemizin her geçen gün daha öncelikli sorunlarından biri haline gelen insanları kültürleri, etnik kökenleri, eğitimleri, meslekleri, sosyal statüleri, siyasi tercihleri, dini inançları üzerinden menfî manâda damgalama hakkını kendinde görenlerin sayısı hızla artıyor. Daha doğrusu toplumun büyük çoğunluğu (onlar gibi) sesini yükseltmediğinden arttığını zannediyoruz.

Ahlâk, erdem ve diğerkâmlıktan yoksun, farklılıkları zenginlik olarak görme yetisine sahip olmayan kişiler hastalıklı zihin ve ruh dünyalarında; içlerindeki tahakküm, nefret ve şiddet dürtüsünü, kendilerini yüceltme, üstün kılma hezeyânlarını, kendilerine bir “öteki” oluşturup ona yönelterek, onu aşağılayarak, onu düşmanlaştırarak tatmin etme yolunu seçiyorlar.

Ayrımcılığı, bölücülüğü, ötekileştirmeyi, şiddetini ve dozunu artırarak düşmanlaştırmayı sürekli yücelten ve yayan, bu bölücülükten beslenen kötücül bir dil, zehirli bir atmosfer oluşturuyorlar.

Zira ötekileştirme, toplumun bir kesiminde ötekileştireni “ayrıcalıklı kılan” buna mukabil ötekileştirilene her türlü aşağılamayı ve şiddeti meşrulaştıran bir kavrama dönüşüyor zamanla.

Kendi gibi olmayanı sistematik olarak ötekileştiren azınlık kitle, kendi toplumunun yobazlarını, barbarlarını ve katillerini yaratıyor bu yöntemle.

Bu sistematiğe bilinçli olarak hizmet eden bir kısım “siyasiler, dinciler, akademisyenler, hukukçular, stk'lar, medya kuruluşları” olduğu gibi, dışarıdaki sahiplerine hizmet etme maksadıyla; sanalda ve reelde sorgusuz sualsiz kendilerine biat edecek, her söylediğine râm olacak bir "mürit/sürü" topluluğu oluşturup, sürekli nefret ve nifâk tohumları saçarak “müritlerini/sürülerini” tahkîm ve konsolide eden bireysel görünümlü oluşumlar da ortaya çıkıyor.

Ötekileştirme;  kendisini  üstün zümre, diğerlerini parya görme şehvetiyle filizleniyor marazî zihinlerde:

1) Menfî damgalama ve ayrımcılıkla başlıyor,

2) Baskı, en temel insan haklarının (vatandaşlık ve siyasi hakların) ellerinden alınması, tutuklamalar, işkence ile devam ediyor,

3) Soykırım ile sonlanıyor.

Bugün ellerindeki kısıtlı imkânla düşmanlık yapma, mağdur etme, mahrum bırakma, maruz kılma, zorlama, baskılama, bastırma, susturma, yıldırma, sindirme, her türlü gayri insanî ve gayri ahlâkî yöntemleri büyük bir profesyonellikle kullanan marazî zihniyet, yarın eline erk geçerse:

Uçağı, treni, vapuru, metroyu, otobüsü yasaklamak isteyecek, önce ayrı kaldırımlar sonra ayrı sokaklara varacak hezeyânı.

Sonra,
İsrail'in Gazze'de yaptığı gibi şehirlere, deniz kenarlarına yüksek duvarlar örmek,

varlığına bile tahammül edemediği "ötekilerin" bir kısmını yargısız infazlarla ayaklarından asmak,

bir kısmını bu topraklardan sürmek,

bir kısmını ördüğü yüksek duvarların ardına hapsetmek,

kalanını ise Çin’in Doğu Türkistan’da yaptığı gibi “konsantrasyon kampları”na kapatmak isteyecek…

Kulağa distopya gibi geliyor değil mi?
Organize bir kötülükle faşizan ve islâm düşmanı söylemleriyle gündemi işgal eden üç prof.un şahsında tezâhür eden patolojik zihinsel tutumun yansımasıdır bu.

Biz bu nefretin vardığı uç noktayı Srebrenitsa’da, Urumçi’de, Hocalı’da, Kıbrıs’ta, Arakan’da, Filistin’de, Suriye’de, Keşmir’de gördük. Toplum bilimcilerin, siyaset bilimcilerin ve psikiyatristlerin üzerinde önemle çalışması gereken bu hastalıklı zihin ve ruh hali, önlem alınmadığı takdirde aynı potansiyelin sinyallerini veriyor.

Yazarın Diğer Yazıları