Neden siz Allah yolunda harcamayasınız ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır. (Hadid Suresi, 10)

Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli (ayette sirat-i müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir.
Tirmizi, Büyu 4

GÖNÜL KÂBESİ

02 Mayıs 2021 Pazar 00:17
GÖNÜL KÂBESİ

İbadetlerimiz de bize benzer. Onların da bir ruhu, bir bedeni vardır. Onların da bir özü, bir şekli vardır. Namazın farzlarından biri ayakta durmak, biri de yere kapanmak, secde yapmaktır. Farz olan, bu hareketleri yapmaktır. Bu hareketleri yaparken dua okumak farz değildir. Fakat namazın bu şekillerden ibaret olmadığını ise şu ayeti şerife bize öğretiyor. “Onlar namazlarında huşu içindedirler… Onlar salâtlarında alçak gönüllü bir duyarlılık içindedirler.” (Mü’minun, 23/2)

  Hac ibadetimiz de böyledir. Dışarıdan bakıldığında belli zamanda, belli hareketleri yapmak, belli yerleri ziyaret etmek gibi görünür. İhram adını alan bir elbiseyi giymek, Arafat adı verilen dağda bir müddet kalmak Beytullah diye isimlendirilen bir binanın etrafına dolaşmak… Ama iş bu giyinme, oturma ve dolaşma ile bitmiyor. Hac ibadetiyle iç içe olan “kurban” konusuna bakınız, dikkatimizi nasıl çekiliyor… “Fakat unutmayın ki onların ne etleri, Allah’a ulaşır, ne de kanları. Lakin O’na ulaşan yalnızca sizin O’na karşı gösterdiğiniz bilinç ve duyarlılıktır…” (Hacc, 22/37)

  Hac mevsimini doya doya yaşayanlar bu atmosferi tekrar tekrar yaşamak istemektedirler. Niçin? Çünkü insan bu çöllerde gözyaşı ile tanışıyor. Giyinmek, oturmak ve dolaşmakla sembolize edilen bu davranışlarla ruhumuz arasında kurulan bağ bize doyumsuz anlar yaşatmakta. Allah ve Rasulullah’ın gönlümüzü açmakta muhabbetin sonsuz sahillerine ulaştırmaktadır.

  Bunu temin eden güç ise “ibadet yoğun” bir mevsim geçirmemiz, “dünya ile olan ilişkilerimizi askıya almamız, tefekkür yoğun(meditasyon) bir zaman dilimiyle tanışmamızdır.” Çünkü hayatın günlük dağdağa ve şamatası bu güzelliklere imkân vermemekte, bu zenginliklerin gün ışığa çıkmasına müsaade etmemektedir. Hâlbuki dinin hedefi ibadetlerin dış şeklinin kemali değildir. Dinin hedefi bu şekillerin yardımıyla özü yakalamak, kalbî olanı öne çıkarmak, ruhî olanın altını çizmek, hissi olanın önemine işaret etmek nihayet “deli-divane”ler gibi aşk ve muhabbetle kucaklaşmaktır. Çünkü “aşk gelince cümle eksiklikler biter”.

  Haccı ve hac psikolojisini kavramak dini hayatın mühim bir unsurunu anlamak demektir.

  Çünkü bizim kültürümüzde insan sevgisi Beytullah sevgisi ile anlatılır. Çünkü bizim “tecrübe”mizde insan gönlü ile Allah evi arasında bir bağ vardır:

  Hacc-ı ekber kılmak istersen gel ey zâhid beri

  Âşıkın kalbi içinde sen u beytullahı gör

                                                            Nesimî

 

  Gönül müyeğ kame mi eyit bana aklı eren

  Gönül yağdurur zira kim gönüldedir dost durağ

                                                            Yunus Emre

 

  Hane-i dil yapmak eya müktedan

  Ka’be bina eylemektir bi-güman

  1. Çelebi

 

  Kıblegâhı ve beytullahı sevenler insanı da sevebilir. Kıblegâh ve beytullahı yıkmayanlar insan kalbini de yıkmazlar:

  “Kıblegâh-ı Kibriya’dır yıkma kalbin kimsenin.”

  Mevlana ise önce bu ibadetin şuuruna varamayanlara sesleniyor: “Ey hacca giden topluluk! Sevgili burada siz nereye gidiyorsunuz? Sevgili duvar duvara komşunuz iken siz kendinizi kaybetmiş bir halde çöle nereye gidiyorsunuz…” Daha sonra gerçeklerin farkına varan hacıya hitap ediyor: “Ey Merve’yi gören, ev Safa tepesine çıkan… Ne mutlu sizlere! Günahlarla, dedikodularla kirlenmiş olan bu dudaklarımla nasıl olur da sizin gözlerinizi öpebilirim. Ben canımla, ruhumla gözlerinizi öper, ayağınıza başımı koyarım…”

  (Divan-ı Kebir)

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları