Gölgede duranın gölgesi olmaz

02 Ocak 2021 Cumartesi 12:02
Gölgede duranın gölgesi olmaz

Naim filmini izledim geçtiğimiz günlerde.

Çok oldu vizyona gireli ama ancak izlemek nasip oldu.

Bulgaristan'da yaşayan Türklerin yaşadığı asimilasyonu anlatan bu filmden bugün için bile önemil dersler çıkarılabilir.

Filmin pek çok vurucu noktası var ama hocasının Naim'e "Gölgede duranın gölgesi olmaz" sözü beni çok etkiledi.

Evet gölgenin olması için güneşe çıkman lazım.

Güneşte oluşan dev gölgenle dosta güven düşmana ise korku verebilirsin.

Türkiye, 1980'li yılların ortasına kadar hep gölgede kalmayı tercih etmiş.

Belki tercih etmemiş, zorunda bırakılmış.

Naim Süleymanoğlu'nun Türkiye'ye gelişini bir milat olarak değerlendirebiliriz aslında.

Yavaş yavaş göneşe çıkmaya başladı Türkiye bu süreçten sonra.

Uluslararası bir organizasyondan bir sporcuyu kaçırmak, öyle hafife alınacak bir olay değil.

Bu çok ciddi bir operason gerektirir.

Türkiye, Turgut Özal ile birilkte hem içeride hem de dışarıda operasyon yapmayı öğrendi aslında.

Serbest piyasa...

Tam demokrasi...

Dışa açlım...

Rahmetli Turgut Özal, öngörülü bir insandı.

Ufku geniş, ileri görüşlü ve bir o kadar muhafazakar.

Adnan Menderes için de aynı şeyleri söylüyorlar ama ben o zamanları bilmiyorum.

Turgut Özal'dan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Özal, özel televizyon kanallarına göz yummuştu mesela.

Yasal düzenleme yapılmadan yayınlarına izin vermişti.

İzin vermemişti aslında, görmezden gelmişti.

Bu da büyük başarı.

Askeri vesayet direniyordu ama Özal da dimdik ve emin adımlarla ilerliyordu.

Bazı şeyleri bir çırpıda değiştirmek mümkün değildi elbet.

Naim Süleymanoğlu'nun Türkiye'ye gelmesinin ardından artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Üreten ve ihracata yönelen Türkiye vardı artık.

Türkiye, başka ülkelerin gölgesinde büyüyemiyeceğini anlamıştı.

Güneşi gören buğday başakları gibi boy atan Türkiye elbette rahatsız etmişti bazı kesimleri.

28 Şubat mesela...

28 Şubat için sadece kendi güçlerini kaybetmek istemeyen 3-5 subayın işi diyebilir miyiz?

Bence hayır...

Ama durmadı, emin adımlarla devam etti Türkiye yoluna...

Durmadıkça büyüdü, büyüdükçe de düşmanları arttı hem içeride hem de dışarıda.

Türkiye, dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasına girmeyi kafasını koymuştu bir kere.

Dünya ekonomisinden aldığı pay yetmiyordu artık Türkiye'ye...

O kocaman pastadan daha büyük bir dilim istiyordu.

Çarklar döndükçe Türkiye büyüyor, büyüdükçe ihracatı, kişi başına milli geliri artıyordu Türkiye'nin.

Rahatsız oldular ve operason için düğmeye bastılar.

Önce 17-25 Aralık....

Olmadı, beceremediler, yetmedi...

Sonda 15 Temmuz hain darbe girişimi...

Ama bu kez daha iyi anladılar.

Farkında değillerdi, Türkiye büyümüştü ve gölgesi ürkütüyordu herkesi.

Silahsız insanlar tankların önünde dimdik duruyordu.

Çanakkale'de olduğu gibi mermiye doğru koşuyordu binler kentlerde.

F-16'yı levye ile düşürmeye çalışan yürekli insanları kim yenebilirdi ki...

Uçaklarıyla, tanklarıyla, helikopterleriyle geldiler...

Kolayca kazanacaklarını düşündüler ama...

Bu ülkede yaşayanların Mehmet Akif'in "Korkma" diye başlayan İstiklal Marşı'nı ezbere bildiğini, korkmadan ölüme gideceğini düşünemediler.

Çünkü onlar başkasının gölgesiyle hareket ettiler.

Gölgede oldukları için Türkiye'nin büyüklüğünü göremediler.

 

Yazarın Diğer Yazıları