Kendilerinden önce o yurdu hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah bulanlardır.

(Haşr Suresi, 9

Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.

Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.

FOTOĞRAF MAKİNESİNİN BABASI İNBÜ’L-HEYSEM

30 Nisan 2021 Cuma 12:13
FOTOĞRAF MAKİNESİNİN BABASI İNBÜ’L-HEYSEM

Fotoğraf makinesi icat edilmiş en etkili aletlerden biridir. Bir biçimi olan her şeyin görüntüsünü kaydetmek ve saklamak imkânı bu aletle ortaya çıktı. Bütün resim kaydetme cihazları basit bir temeli ilkeye dayanır. Bu ilkenin ise bin yıl kadar önce Müslüman bir bilim adamı ve filozof İbnü’l-Heysem tarafından keşfedildiği ise pek bilinmez.

İbnü’l-Heysem, 965 yılında Basra’da doğdu ve 1039’da Kahire’de öldü. Zamanının en önde gelen âlimlerinden biriydi ve iki yüzün üzerinde eser bıraktı. Matematik, astronomi, tıp ve kimya gibi alanlarda yaptığı katkıların yanında fizik ve optikte önemli başarılar kaydetti.

İbnü’l-Heysem, Nil nehrini taşması ile her sene büyük sıkıntı yaşanan Mısır’daki Fatımî Halifesi el-Hâkim’in hükümdarlığı devresinde Kahire'ye gitmişti. Halife'ye Nil'in su akışını kontrol etmek için bir hidrolik projesi sunmuş -bu, Asuan barajının ilk projelerinden biridir- ancak zamanın imkânları bu projeyi gerçekleştirmeye yetmemişti. Böylece inzivaya çekilen İbnü’l-Heysem el-Ezher Üniversitesi'nin bünyesinde ölümüne kadar çalışmalarına devam etti.

Isaac Newton’dan (1642 – 1727) altı yüzyıl önce ışığın düz hatlarla hareket ettiğini ilk ispat eden oydu. Mercekler, aynalar, yansımalar üzerine sayısız deney yaptı. Geometrik optikte temel bir gelişme olan ışık ışınlarının yansıyan ve kırılan ışınlar şeklinde yatay ve düşey parçalara ayrılması yaklaşımını ilk geliştiren de oydu.

Onun el-beytü’l-muzlim’i yani karanlık odası (Latince camera obscura) bugünkü fotoğraf makinelerinin prototipiydi. Karanlık oda tabiri onun eserlerinin çevirisiyle Batı’ya geçmişti. Aydınlık bir cisimden gelip küçük bir delikten karanlık bir odanın içine giren ışınların duvara yansımasıyla oluşan görüntünün baş aşağı olması esasına dayanıyordu. Bu devrim niteliğinde bir buluştu. Camera obscura terimi Batı bilim literatüründe ilk olarak Joseph Kepler (1571 - 1630) tarafından kullanıldı.

Kitabu’l-Menâzir (Optik Kitabı) adlı eserinin ilk cildinde ayın cilalı bir ayna olmadığı halde ışığı yansıtma kabiliyetini ele alır. Bu onu bütün renkli cisimlerin ışık yaydığı ve renklerin aslında özdeş oldukları sonucuna onu götürdü. Bu teorileri ispatlamak için el-beytü’l-muzlim’i yaptı. Bu, karanlık bir odaydı ve duvarında bir delik vardı. Ters dönmüş görüntü duvara yansıyordu. Gözlemci de evin içindeydi.

Öklid ve Batlamyus’un teorilerinin hâkim olduğu antik dünyada görmenin gözden çıkan ışınlar vasıtasıyla olduğu kabul edilirdi. İbnü’l-Heysem ise “Göz görmeyi etkileyen bir ışın yaymaz, görülebilecek cisimler göze birçok ışınların yansıması ve göz merceğinden geçmesiyle görünür” demiştir.

İbnü’l-Heysem 'in geometri ve sayı teorisine kattığı zenginlik, Arşimet'in tesiri altında devam edegelen yaklaşımların çok ötesine geçmiştir. Ayrıca, ilmî araştırmalarda deneye öncelik veren İbnü’l-Heysem, modern bilimin temellerinin atılmasında inkâr edilemez bir yere sahiptir.

Batı’da Alhazen olarak bilinen İbnü’l-Heysem’in ana kitabı Kitabu’l-Menâzir’in Latince çevirisi, Batı bilimi üzerince büyük bir etki yaptı. Örneğin Roger Bacon ve Kepler eserlerinde onun adını zikrederler.

 

 

İki yüzün üzerindeki eserinden bugüne ancak birkaçı gelebilmiştir. Bunlardan bir kısmı da ancak Latince çevirileri halinde mevcuttur.

Birûni ve İbn Sina ile çağdaş olan İbnü’l-Heysem devrinin pek çok ilminde söz sahibiydi. Aristo ve Batlamyus'un eserlerini inceleyerek hatalarını gösterdi. Bunları özetleyerek Arapçaya tercüme etti. Eski dünyada kabul gören dünyanın, kainatın merkezi olduğu şeklindeki görüşleri üzerindeki şüphe ve tereddütlerini ifade etti. Çukur aynaların yakma ve büyültme etkisini merceklerde de denedi. İlk okuma gözlüğünü bulan oydu.