ESKİ TÜRKİYE’NİN RUTİNİ VE RUTİN DIŞI

05 Nisan 2021 Pazartesi 08:59
ESKİ TÜRKİYE’NİN RUTİNİ VE RUTİN DIŞI

Numan Kurutulmuş anlatıyor: “2007 yılında Saadet Partisi genel başkanlığına seçildiğimde rahmetli Yazıcıoğlu bana tebrik ziyaretine geldi. Sıradan bir siyasi nezaket ziyareti sınırlarını aşıp uzunca süren sohbet esnasında 1997’de Erbakan hükümetine verdiği destek nedeniyle aldığı tehdidi anlattı. Camiadan herkesin tanıdığı bir abi gelerek “Muhsin bu hükümete destek verme, sen gençsin, şimdi öyle silahlar çıktı ki adamı iki bin metreden sırtından vururlar” demiş. Bunun üzerine merhum şehit de kravatından tutarak; “Bana bak lan, biz adamı iki bin metreden sırtından vurmayız, biz adamı 10 santimlik mesafeden gözlerinin içine bakarak alnının ortasından vururuz, defol buradan" demiş ve göndermiş.

Bu anlatının içinden çıkarabileceğimiz birçok husus var elbette. En başta da rahmetli şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun taşıdığı mangal gibi yüreği, delikanlılığını, dirayetini, bu millete olan sevdasını ve mümince bir duruşun ihtişamını görmek mümkün. O’nun ait olduğu milletiyle bağı öylesine sağlam, öyle kuvvetli bir imanla düğümlenmiş ki, ciğersiz katillerin tehditlerine aldırış etmeden kendini feda etmekten çekinmeyecek kadar sahiciydi.

Bu meselenin bir boyutu. Ancak buradan çıkarılabilecek çok önemli bir husus daha var, o da şu: Bu olay, 98. yılında olduğumuz cumhuriyet tarihimizde siyaset sahnesinin aslında hangi dinamikler üzerinde şekillendiğine dair şifre çözücü niteliğe haiz.

“Eski Türkiye” diye tavsif ettiğimiz müesses nizamın nasıl işlediğini ve değişim taleplerine karşı direncini nasıl muhafaza ettiğini görmek açısından rahmetli şehidin tanıklığı üzerinden bir analiz yapma imkânına sahibiz. 1923 yılında yönetim şekli cumhuriyet olarak ilan edilmiş olmasına rağmen, cumhurun tepesinde bir asır boyu boza pişiren kurucu seçkinlerin kafalarının nasıl çalıştığını, yasal(!) zeminde ortaya koydukları devlet aklından biliyoruz aslında. Kuruluş yıllarındaki istiklal mahkemesi uygulamaları, takrir-i sükûn yasası, 1. Meclis’in feshi, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka’nın kapatılması ve bunun gibi pratiklerin, 1960 darbesi ve Menderes’in idamı ile 71, 80 ve 98 darbelerinin habercisi olduğunu yaşayarak öğrendi bu ülke. Müesses nizamın “rutini” bu uygulamalardı adeta. Emperyalist efendilerin kendilerine “layık gördüğü” rolü muhafaza etmek adına bu ülkenin çocuklarını tokatlayan bir devlet.

Bu “rutin” uygulamaların dışında bir de rutin dışı olanlar vardı. 6 defa ayılmak zorunda kaldığı başbakanlıktan müesses nizamın emir erliği rolüne teslim olarak geldiği 7. seferinde cumhurbaşkanı olarak ayrılan Demirel’in meşhur “devlet bazen rutin dışına çıkar” ifadesiyle tanıdığımız bu rutin dışı uygulamaların muhtemelen ilki, 1923 yılında gerçekleşen Ali Şükrü Bey cinayetiydi. Belki bu zincirin son halkalarından biri de rahmetli şehit Muhsin Yazıcıoğlu’ydu.

Müesses nizamın ağababaları, devlet mekanizmasının işleyişini kurumlar ve yasal düzenlemelerle kendi iktidarlarını ayakta tutacak şekilde kurgulamışlardı. Arada çıkan arızaları bertaraf etmek için “darbelere başvurmak” da rutinleri arasındaydı. Fakat öyle anlaşılıyor ki; Devletin genel yapısında yaptıkları tahkimatın yeterli olmadığı durumlarda, “rutin dışı” alana çıkıp “kişisel düzeyde” tehdit, şantaj ve kumpaslara başvuruluyorlarmış. Milletin, “bizim adamımız, bizim sesimiz” diye meşru siyaset zemininde seçip meclise gönderdiği insanların, devlet mekanizmasının tepelerinde yaşadığı dönüşümün tek sebebinin “devlet yönetmek başka bir şey arkadaş” klişesine saklanan gizem olmadığı anlaşılıyor, şehidimizin tanıklığından. Miting meydanlarında esip gürleyen siyasilerin, seçildikten sonra nelerle karşılaşıp başka bir pratiğin uygulayıcısına dönüştüğüne dair bundan daha açıklayıcı ne olabilir ki? Elbette bu tür insanların yaşadığı dönüşümün tek sebebi kişisel olarak tehdit edilmesi veya şantaja muhatap olması olmayabilir. Ancak biz müesses nizamın kendisi için “tehlikeli” gördüğü insanlara nasıl bir ilgi gösterdiğini(!) görebilmek için siyasi geçmişimizde küçük bir seyahat gerçekleştirmeye çalışalım.

Kim vurduya gitmekle, inançlarının ve milletinin adamı olmak arasına sıkışmış siyasilerin tam listesini yapmak mümkün değildir belki ama Adnan Kahveci’den Turgut Özal’a, Recep Yazıcıoğlu’ndan Muhsin Yazıcıoğlu’na uzanan çizgide kabarık bir kurban listesi görmek mümkündür. Hâsılı, eski Türkiye böyle bir yerdi. Devlet “rutiniyle”, yetmezse “rutin dışına çıkarak” imtiyazlı elitlerin çıkarlarını koruyan bir mekanizmaydı ve kimsenin bu mekanizmaya dokunmasına müsaade edilmezdi. Tehdit, şantaj ve kumpasla da olsa “hizaya getirilirdiniz”.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu hakkındaki hüküm, “Müslümanların iktidarını engelletti dedirtmem” diye meclis kürsüsünden haykırarak 1997’de rahmetli Erbakan Hoca’nın başbakanlığında kurulan Refah-Yol hükümetine verdiği destek nedeniyle müesses nizamın efendileri tarafından verilmişti. Ancak mezkûr tehditlere rağmen iflah olmayıp, 2002 yılında iktidara gelmiş “milletin adamı”na da destek vermeye devam ettiği için hakkında verilen hüküm, müesses nizamın yeni tetikçileri olan badem bıyıklı katillerce 2009 yılında infaz edildi.

Eski Türkiye’nin rutinini de rutin dışını da tarihe gömenlere bin selam!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

------------------

 

 

Haberin Doğrusu En Güncel Haber

 

Haberin Doğrusu, Bursa haber, Bursa son dakika, Doğru haber, Son dakika, Bursa iş dünyası, Bursaspor, Bursa hava durumu, Bursa nöbetçi eczaneler, Bursa ekonomi haberi, Bursa kapalıçarşı, Bursa trafik durumu

 

 

Yazarın Diğer Yazıları