Demek ‘Malum Zat’ Ha!

04 Ocak 2021 Pazartesi 09:33
Demek ‘Malum Zat’ Ha!

Bundan aylar önce yazdığım bir yazının başlığı “FETÖ’nün Derdinin Deva’sı” idi.

Bununla kast ettiğim elbette, arkasında eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün olduğu, eski bakan ve başbakan yardımcısı Ali Babacan’ın yeni kurduğu ve adına ‘Deva’ dediği partiydi.

Partinin kurulmasının asıl amacının da FETÖ’cülerin dertlerine deva olmak ve CHP tabanını daha doğrusu laikçi kanadı Abdullah Gül’ün ‘çatı adaylığına’ hazırlamak olduğunu ifade etmiştim.

O günden bugüne geçen zaman, bu iddiamı kanıtlar nitelikte gelişmelere sahne oldu.

Babacan, mütemadiyen laikçi kesimi, HDP/PKK tabanını ve FETÖ’cüleri mutlu edecek beyanlarda bulundu. Bunu yaparken de tıpkı Kılıçdaroğlu ve diğer azılı muhaliflerden farksızca Cumhurbaşkanına salvolar savurdu.

Öyle ki, kullandığı söylem ve suçlamalar imzasız yayınlansa, çoğunluk bunun Kılıçdaroğlu tarafından dillendirildiğini düşünür…

Bunun en son örneği, partisinin 1. Olağan kongresinde vuku buldu.

Konuşmasının bir yerinde; “Taraflı Cumhurbaşkanı, akraba damat bitirdiler ülkeyi. Şu an beka dedikleri bir kişinin şahsi bekasına dönmüş durumda. Bunlar bu ülkenin kurumlarına olan güveni yerle bir ettiler” diyerek nefretini kusan Babacan bu sakil ifadelerini Cumhurbaşkanını kast ederek “malum zat” nitelemesiyle olabilecek en süfli noktaya taşıdı

Şunu en başından ifade etmek isterim.

Bir kimse yahut bir grup, bir partiden başka bir partiye geçebilir veya yeni bir parti kurarak fikirlerini milletle paylaşabilir ve onların desteğine talip olabilir.

Bu, o kimseler için en tabii haktır.

Buna kimsenin bir diyeceği de olamaz bir itirazı da…

Fakat yıllarca bulunduğu yerden en üst düzeyde menfaatlenmiş, bir faninin rüyasında bile göremeyeceği makamlara ulaşmış kimselerin bu tip ayrışmalarda dikkat etmeleri gereken bir takım ahlâkî hususların belirleyici olması şarttır!

Nedir onlar?

İşte, yukarıda eleştiri konusu haline getirdiğimiz üslup ve yakıştırmalar ile birlikte iddia ve söylemlerin vardığı noktadır.

Yıllarca bir partinin en üst kademelerinde bulunup, günün birinde bu makam ve mevkilerden uzaklaştırıldığında en sert muhalif jargona yaslananlar, bunu hak namına, adalet namına, milletin ve memleketin çıkarına değil, kendi nefisleri adına yapmış olurlar.

Aksi takdirde, “bu kadar kötülediğin bir iktidarın içerisinde nasıl bulundun?” diye sorarlar adama!

Sorarlar çünkü sen muktedirken şimdi eleştirdiğin her hususu destekleyen beyanlarda bulunmuşken, ne oldu da tam tersini düşünür hale geldin?

Bakanken, PKK için en ağır suçlamalarda bulunup, ayrı parti kurduğunda PKK’nın ajitasyon için kullandığı “rejim” ifadesini aynen tekrarlayarak aslında nasıl bir karaktere sahip olduğunu göstermiş olursun.

Ali Babacan benim açımdan hiçbir zaman “matah” bir kişilik olmadı.

Bakanlığı dönemimde defalarca ‘Bilderberg’ toplantılarına katılmış olması, bu kanaati taşımam için yeter bir nedendi doğrusu.

O Bilderberg ki, şimdi aynı kaptan yedikleri Fehmi Koru, bu yapıyı yıllar öncesinde ‘dünyayı idare eden karanlık güç” diye tesmiye ederdi.   

O tezgâhtan geçmiş biri (ki, yanılmıyorsam 8 kez katılmıştı) için bu değişiklik hiç de garipsenecek bir durum değil.

Garipsenecek durum, bir insanın bu kadar haktan ve adaletten uzak kişiliksiz yaklaşımıdır. Fakat bu hadise kişiliksizliğin ötesinde bir anlam içeriyor.

Sıradan bir muhasebeciyken bakan, başbakan yardımcısı yapılan bir kişinin adeta yediği kaba pislemesi anlamına gelebilecek bu yaklaşımıdır insanın adalet duygusunu inciten.

Yoksa yazının başında da önceki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, bu partinin kuruluş amacı bizce bellidir ve bütün bu olup biten aslında hayli anlaşılır bir durumdur ama gelin görün ki, her şeye rağmen insan, böylesine terbiye sınırlarını zorlayan yaklaşımlar karşısında isyan etmekten kendini alamıyor.

Son sözüm, “Allah bunların yanına bırakmasın!” şeklindeki duamdır…

 

Yazarın Diğer Yazıları