Darbecilerin Allah Belasını Versin!

20 Ekim 2020 Salı 10:10
Darbecilerin Allah Belasını Versin!

Dökme kerpiçten, toprak damlı bir sofa (hayat)  ve iki odadan oluşan evimizde,  çerçeveli siyah beyaz iki fotoğraf hafızamda hep taze kaldı. 

Biri rahmetli babamın askerlik fotoğrafı (rahmetli bıyıksız olmasını hazmedememiş, fotoğrafa bıyık ekletmiş), diğeri rahmetli Adnan Menderes… 

Babam, her yaz İstanbul’da olurdu, gurbetçiydi ama değişik bir gurbetçi..

Rahmetli, vefatına kadar yüzmeyi öğrenmeden rızkını denizden çıkaran bir adam olarak yaşadı. Yaz sonu geldiğinde babamın İstanbul’dan döneceği gün için köyün tek taşıma aracı mavi minibüsün yolunu gözlerdik.  

Uzun kış geceleri babam eve gelen arkadaşlarıyla sık sık Menderes’i konuşur, anlatır gözleri dolardı.  Çocukluklarından, yokluktan, kıtlıktan, İnönü döneminden, donmasınlar diye hayvan gübresine gömülen çocuklardan bahsederlerdi.

“Menderes gelene kadar boğazımızdan buğday ekmeği geçmedi, arpa ekmeğinden damaklarımız yarılırdı, onu da karnımız doyuncaya kadar bulamazdık’’ der ve devam ederdi rahmetli babam. 

‘’Elifbayı okumak yasaktı, tumanlarımızın arasına saklar gizlice ahıra gider orada Elifba öğrenmeye çalışırdık, bir gün herhalde köydeki tek CHP’li aile ihbar etmiş, hocayı kemikleri kırılana kadar dövmüş jandarma… Zavallı adam aylarca yattı ve bir daha da Elifba öğrenemedik…’’ 

Demokrat parti seçimi kazanınca İnönü’den (CHP’den) kurtuldukları için derin bir nefes almışlar kendi deyimleriyle. ‘’Kazancın beti bereketi’’ gelmiş…

Gelmiş ama İnönü bunun öcünü çok fena almış Demokrat partiden de Adnan Menderes’ten de ona oy veren halktan da. 

Babama göre o uğursuz 27 Mayıs 1960 darbesi ( İhtilal derdi rahmetli) İnönü’nün işiymiş.   Derin derin iç çeker ve eklerdi; ‘’Menderes’in Yassıada’ya götürüldüğü iskeleye 150 kişi toplansak asamazlardı‘’

Muhtemelen yine de asarlardı, o 150 vatandaşın da başına korkunç şeyler gelirdi ama rahmetli babam hiç bir şey yapmamış olmayı asla sindiremeden rahmete göçtü.

 Babamın 69 yıllık kısa sayılabilecek hayatına 2 darbe ve 1 muhtıra sığmıştı.

Bendenizin 51 yıllık hayatına ise bir darbe, 28 Şubat, e muhtıra, bir darbe girişimi ve hâlâ darbeye ışık yakanlar denk geldi.

Darbe denilen melanetle on yaşlarında bir çocukken tanıştım.

Rahmetli annem en yakın yoldaşı yeşil beyaz, kocaman pil yatağında dört pille çalışan radyoyu o sabah açtığında ilk önce kalın, tuhaf bir erkek sesi tuhaf bir marş söylüyordu. Ardından Safiye Ayla çile diye başladı…

Bir gariplik var diye kulak kesilen annem ismi lazım değil darbenin başı; o meşhur bildiri okumaya başladığında ‘’eyvah ihtilal kimlerin canı yanacak kim bilir’’ diye çığlığı bastı. Farkında olmadan vurduğu radyo yuvarlanmış dağılmıştı.

Sonrası çok net değil.

Gece operasyonları başladı.

Gece saat ikide, üçte aniden evimize askerler doluşur; ‘’Hanım, hanım, kocanı nerde saklıyorsun!?‘’ diye bağırırdı.

Son gelişlerinde annemin Kabartay dilinde okkalı bir sövgüsü sonrası bizim eve yapılan operasyonlar sona erdi.

Başlarındaki rütbeli dili biliyormuş, annemin hitabı sonrası yaşı on sekizle sekiz arasındaki kız çocuklarının ve annemin babamı saklayabileceği gizli bir yer olmadığını anlamış.

Babamın İstanbul’da olduğunu, döndüğü zaman karakola uğrayacağını yüz kez söyleyen anneme sonunda inanmışlardı.

O uğursuz darbe sonrasında bir sağdan bir soldan astılar, asamadıklarının hayatını kararttılar.

Bu ülke insanı maalesef darbe sayfasını 12 Eylül 1980 le kapatamadı. 

Her darbe sonrası darbeciyi kanunların koruması altına alan anayasalar yapıldı ve darbeciler hak ettikleri cezayı almadılar. Maalesef bu ülkeye darbeyi reva gören zihniyetin görünüşte eğitim seviyesi yüksek, cuntacı asker, yargı mensubu, öğretim görevlisi, halkın seçmediği siyasiler ve bir kesim gazetecilerden oluşması kuralı hiç değişmedi.  

En son yapılan 15 Temmuz 2016’daki darbe ve işgal girişimine karşı halktan yedikleri tokat darbecileri vazgeçirdi mi?

Hâlâ vazgeçmediklerine yemin edebilirim. 

Birkaç gün önce Anayasa Mahkemesi Üyesi Engin Yıldırım’ın sosyal medya hesabındaki paylaşım açık delil niteliğinde. Bir zamanlar kerli ferli gazetecilerin meşhur köşe yazısı başlığıydı; ‘’Genelkurmayın ışıkları sabaha kadar yandı.’’

Oktay Ekşi, Güneri Cıvaoğlu, Emin Çölaşan gibi pek çok köşe yazarının sık sık benzer yazılar yazdığını, yaşı otuzun üstündeki herkes bilir. 

Yüksek mahkeme üyesi olan birinin ışıklar açık diyerek mahkeme binasının fotoğrafını paylaşmasını; kişisel görüşü,  yanlış anlaşılma, hukukun ışıkları, Ankara’nın başkent oluşumunun yıldönümü şeklinde millete yedirmeye kalkışanlar da o darbe imasını bal gibi biliyor.

Maksat darbeciye paravan olmak.  

Kendine hâkim olamayıp ‘’Derin anlamlı’’ yorumlar yapan gazetecilerden de gördüğümüz üzere bu kez darbe yapması beklenen yüksek mahkeme… 

27 Mayıs 1960 darbesinin ürünü o yüksek mahkemenin millet nezdinde sicili yeterince kabarık. Yüce Türk Milleti adına verdiği kararlar milletin malumu…

Küresel dev haline gelen sosyal medya sitelerini koruyup kollayan kararlar, devlet sırlarını yayınlayan gazetecilere hak ihlali vermeleri liste uzun. Kendi yetkilerini aşarak milletin sinir uçlarıyla oynadıkları bir sürü karar.

Darbe için elektrik düğmesine basan Engin Yıldırım hâlâ AYM üyesi, hâlâ istifa etmedi.

AYM bu üyeye herhangi bir işlem yapmadı.

Sıradan bir vatandaş olarak düşüncem o toplantı esnasında düğmeye en yakın Engin Yıldırım’dı bu kez; “sen aç ışıkları” dediler.

Bu sessizliğin başkaca anlamı yok.

Ne diyelim…

Darbecilerin, destekleyenlerin, alkışlayanların Allah belasını versin!

 

Yazarın Diğer Yazıları