Cilalı İmaj Çağı

21 Ekim 2020 Çarşamba 09:21
Cilalı İmaj Çağı

Bir ilkokul bilgisi olarak hepimizin malumudur:

Dünya ve insanlığın oluşum ve gelişimi bazı çağların birbirini takip ettiği varsayımına dayalı olarak anlatılır. Buzul çağı, yontma taş çağı, tunç çağı vs…

Teknolojideki olağanüstü gelişmeyle birlikte içinde bulunduğumuz dönemi de genellikle ‘bilgi çağı’ olarak adlandırıyor akademik ve entelektüel çevreler.

Kanaat-i acizanem odur ki, memleketimiz yeni bir çağın içine paldır-küldür duhul etmiştir. Yurdum insanının azımsanmayacak bir kısmının bilgiyle kurduğu “ne lüzumu var” bağının meydana getirdiği aydınlanma sayesinde, bilgiye olan ihtiyacımızın bitmesiyle “cilalı imaj çağı”na geçiş yapmış durumdayız.

Evet evet, tastamam budur: Cilalı imaj çağı!

Artık bilginin bir önemi bulunmamaktadır.

Herhangi bir hususta uzman görüşü beyan etmeye yetecek kadar malumat sahibiyiz hepimiz çok şükür. Bir çeşit ledunni ilim diyelim biz buna. Nüfus idaresinden kimlik kartımızla birlikte “her haltın uzmanı” vasfı da her vatandaşımıza zerk ediliyor.

Herhangi bir hukuki davanın hükmünün aslında ne olması gerektiği hususunda en ufak bir tereddüdümüz yok. Mesela dış ilişkilerde perde arkasında hangi filmlerin döndüğü, aktörlerinin birbirine ne dediği, kimin kimle ittifak kurduğu, kimin hangi odağın adamı olduğu herkesin şahit olmuşçasına emin olduğu konular. En çok bildiğimiz alanların başında eğitim geliyor. Hemen herkesin milli eğitim bakanlığı yapabileceği bir ülkedeyiz hamdolsun. Kendi adıma sırf bunun şükrünü bile ifa edemeyiz diye düşünüyorum.

Neyse, daha fazla uzatmadan uzmanlık alanlarımızdan biri olan maliye ve vergi mevzuatı hakkında küçük bir katkıda bulunmak istiyorum.

Yaklaşık 20 yıldır mali müşavirlik sektöründe çalışıyorum.

10 yıl kadar mali denetim ve danışmalık şirketlerinde çalıştıktan sonra son 10 yıldır da bağımsız olarak mali müşavirlik yapmaktayım.

Ha, elbette ki bunların sizin zihninizdeki imajların karşısında bir önemi yok. Öylesine söyledim sayın.

Mesele şu: Bazı sermaye gruplarının (ki bunlar Ak Parti’nin zenginleri olarak kodlanmış şirketler olmalı muhakkak) vergi borçlarının silindiğine dair bir imaj memleketin muhalif kesimlerinin ağzından düşmüyor. Fırsat bulundukça sosyal medya zeminlerinde de paylaşılan bu imaja göre hükümetten özellikle de büyük ihale almış bazı şirketlerin vergi borçları maliye tarafında keyfe keder silinmektedir. Bunlar iktidar tarafından ihalelerin verildiği ayrıcalıklı şirketler olduğundan, ihaleleri almaları yetmiyormuş gibi vergi borçları da siliniyormuş!

“Çüş” demek isterdim ama kimin için bir anlam ifade eder bilemiyorum.

Haşhaşi çetesinin memleketin bütün kurumlarına çöreklendiği dönemlerde maliyenin vergi inceleme uygulamalarının da bir şantaj ve tehdit unsuru olarak kullanıldığına dair çok olay öğrendik. 

Devleti kendi örgütlerinin bir aparatı olarak gören yapıların varlığı durumunda, her zaman benzer risklerle karşılaşmak mümkündür, Allah korusun. O dönemlerde bu konulara pek de ilgisi olmayan güzel kardeşim, önce şunu kafana yerleştir:

VERGİ BORCU Sİ-Lİ-NE-MEZ!

Vergi dairesi nezdinde tahakkuk fişi düzenlenmiş, mükellefin borç hanesine yazılmış hiçbir vergi aslı silinemez. Bunu yapmak için değil iktidar değişikliği, anayasa değişikliği bile yeterli olmaz.

Fakat aslında olan şudur: Vergi incelemeleri neticesinde vergi müfettişleri matrah farkı tespit ederlerse, bu matrah farkına isabet eden vergiyi hesaplayıp tahakkuk ettirirler. Ayrıca, vergi müfettişleri sadece vergi farkını hesaplamakla yetinmez, Vergi Usul Kanunu’nca öngörülen ceza tutarlarını da hesaplayıp vergi aslına ilave ederler. Bu cezalar; vergi aslının en az bir katı vergi ziyaı cezası ve yine kanunda tanımlanmış, bazıları maktu bazıları da matraha oranla hesaplanan özel usulsüzlük cezalarından oluşur.

İşte hikâye tam da bu noktada başlıyor.

Yine Vergi Usul Kanunu bu tür durumlar için “uzlaşma komisyonu” kurumunu ihdas etmiştir. Kanun mükellefe, “bak eğer biz bir hata yaptığını tespit edersek, sebep olduğun vergi kaybını cezasıyla birlikte senden alırız. Sen ister mahkemeye gidersin, istersen de gelip bizimle uzlaşırsın” diyor mealen.

Mahkemeye gitmeyip uzlaşma komisyonuna başvuran mükellefler, “abi tamam, tespit ettiğiniz vergiyi faiziyle birlikte ödeyeyim ama şu cezaları kaldırın bari” der ve genellikle o cezalar büyük oranda SİLİNİR.

Bu benim de defalarca şahit olduğum rutin bir uygulamadır. Zaten kanun tam da bu sebeple “uzlaşma” demiştir.

Gel gör ki, uzlaşma komisyonlarınca silinen veya ciddi oranda indirilen vergi cezaları “vergileri siliniyor” imajını inşa edecek bir malzeme olmaktan kurtulamıyor.

Oysaki tam da oluşturulmak istenen imajın aksine, söz konusu şirketler vergi açısından ayrıcalık görmek şöyle dursun, Türkiye’de oranı hala çok düşük olan vergi incelemelerinde nasiplenmiş(!) olmalılar ki haklarında matrah farkı ve vergi cezası yürütülmüş olsun.

Amann, ben de boş boş konuşuyorum işte. Sanki benim bilgim senin imajından daha önemli!

 

Yazarın Diğer Yazıları