BENİM DOKSANLARIM - 2

09 Şubat 2021 Salı 10:34
BENİM DOKSANLARIM - 2

Tıp fakültesi yıllarında dış dünya ile çok fazla ilgilenecek zamanımız yoktu. Yalnızca burnumuzun dibinde gözümüzün önünde olanları görebilecek kadar vakitsizdik. Bir önceki yazıda bahsettiğim gibi bizim üniversitede başörtülü öğrencilere sistematik eziyet 1991’de başlamıştı. 2 Temmuz 1993’de ilgi göstermeye vakit bulamadığımız dış dünya acil serviste kucağımıza düştü. Madımak olayında yanan ve yaralanan insanlar.

Mezuniyet töreninde bizimle istiklal marşı söylemek istemeyen sınıf arkadaşlarımız 8 Ağustos 1994’teki kura çekiminde Kürdistan olacak diye tanımladıkları doğu illerine gitmemek için becayiş ve para teklifleriyle tarih yazdılar. Kuralar bayan, eş, raporlu ve erkek kurası diye ayrılıyordu. Parasını bastırıp rapor alanlar, anlaşmalı evlilikle eş kurasına girenler ve bir de muhtelif siyasilerin muhtelif akrabaları epey mesai yaptılar.

Bir de makam odasında söz alıp torbadan Çukurca çekenler oldu. Ön başvuru ve tercih için gittiğimizde o zamanın Sağlık Bakanlığı binasının WC kapısında bir yazı; “iyi bir yer çekersem elimi öpeceğim” diyordu. Sadece torbadan Çukurca çekip küt diye bayılanlar oldu. Şimdilerde turistik gezi, doğa gezisi, doğa sporları, yayla,  rafting gibi sporların yapıldığı güneydoğu ve doğunun neredeyse tamamı 1994’te memuriyete başlayacaklar için kabustu. Polis ve askerden sonra öğretmenler PKK terör örgütünün bir numaralı hedefiydi ardından diğer devlet memurları geliyordu. Doksanlarda rahatça şort giyip gezen hanım teyzenin olanlardan haberi oldu mu bilemem ama ben mecburi hizmet kurasını çektikten sonra bizim evde epey bir gözyaşı döküldü.

O dönemde hekimlerin bir yıl olarak belirlenmiş mecburi hizmet yükümlülüğü vardı. Bavulumu sırtlandım gittim. Tam olarak 22 ay sonra da bu memleketin en doğusundan en batısına kendi isteğimle tayin oldum. Kazanılmış hak olan tayin isteme serüvenimi bir ara anlatırım. Mecburi hizmette geçirdiğim 22 ayı Sağlık Müdürlüğüne bağlı bir misafirhanenin toplamı altı metrekarelik odasında geçirdim. Bir konutta oturduğumuzda güvenliğimiz garanti edilemiyordu. Bunu da mecburi hizmeti bitmeye yakın bir hekim arkadaşın PKK tarafından kaçırılmasıyla bizzat teyit etmiş olduk. Çocukluk aşılarını yapmak için civar köylere hekim, ebe, aşı ekipmanı ve jandarma korumasıyla gidebiliyorduk.

1996 yılında kendi tercihimle serhat şehrine tayin oldum. Göreve başlamak için dönemin sağlık müdürlüğüne gittim. Tüm atama evraklarımın bir nüshasının fotokopilerini almıştım. Personel işleri müdürü olan hanım sizin atama yazınız bize ulaşmadı dedi ‘’dakka bir gol bir’’ denilen ilk şok gelmişti. Elimdeki atama evraklarını gösterince beni sağlık müdürünün makamına çıkardı “fotokopi evraklarla başlama yazısı yazabilir miyiz müdürümmm” sorusuyla beraber girdik makama. Makam koltuğuna gömülmüş müdür beyin bana öfkeyle höykürmesiyle ikinci şok geldi. “Kızım senin tayin evrakların nerdeeee!” “Müdür bey ben tedbiren her bir evrakın fotokopisini yanıma aldım kurumlar arası yazışmaların posta kısmını nasıl bilebilirim” deyiverince ayağa zıpladı müdür bey. Ellerini arkasında bağladı dönüp şehrin büyük ölçekli haritasına bakmaya başladı. Neresiiii, neresiiii diye mırıldandı bir süre sonra bana kafasını bile çevirmeden; “Sence neye bakıyorum” dedi. Cevabımı beklemeden; “sana yer beğeniyorum” dedi. Sonra makamda hafif şiddetli bir kavga koptu haliyle. Böyle başladı memuriyetin ikinci bölümü.

Eğer 657 ye bağlı pratisyen hekimseniz sağlık ocağı, devlet hastanesi acil servisleri ya da AÇSAP’lar da görev alırdınız. Doksanlarda yüksek torpilli pratisyenler devlet hastanesi acilde çalışırdı. Sebep maaşlarına ilave aldıkları döner sermayeydi…

Yazarın Diğer Yazıları