AMERİKA, İSLAMOFOBİ, IRKÇILIK, İHLALLER

06 Ekim 2021 Çarşamba 00:02

AMERİKA, İSLAMOFOBİ, IRKÇILIK, İHLALLER

Amerika Bağımsızlık Bildirgesinden:

“Tüm insanların eşit yaratıldığına, Yaradanları tarafından onlara hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkı gibi geri alınamaz bazı haklar verildiğine inanıyoruz.”

Bu bildirgeye imza attıkları sırada Amerika topraklarında kölelik vardı. Amerikan yerlilerine baskı devam ediyordu. Bildirgenin yayınlandığı o tarihten bugüne kadar Amerika’da insan hakları ihlali konusunda reklamlar dışında değişen çok bir şey olmadı. Amerika Rüyası denilen reklam panosunun arkası hala etnik, kültürel ve dini ayrımcılık gerçekleriyle tıka basa dolu.

Bir yandan çok fazla etnik köken ve inanış gruplarının bir arada yaşadığı çok kültürlü, demokratik bir toplum görüntüsü veren ABD’nin diğer yanda özenle perdelediği WASP Fundamentalizmi var. Nedir bu WASP Fundamentalizmi? Beyaz Anglosakson Protestanların siyahilere ve diğer etnik dini gruplara gösterdiği ayrımcılık. İşte tam olarak bu nedenle de sömürü düzeninin getirmiş olduğu baskı ve eşitsiz uygulamalar; her ekonomik kriz ve sosyal olayda kabak gibi ortaya çıkıyor. Bütün dünyayı saran Kovid-19 salgınındaki uygulamalar bile tek başına bütün bu ayrımcılığı belgeler nitelikte. Nitekim Covid-19 aşılama programında dahi beyazlara ön koltuk sizin denilirken, siyahilere yapılan ırkçı tutum da bunu açıkça gösterdi. Gelin Amerika’nın geçmişten günümüze kadar gelen ırkçı uygulamalarını hep birlikte inceleyelim.

4 Temmuz 1776’da, 13 Amerikan Kolonisi; Büyük Britanya Krallığından tüm bağlarını kopardığını yayımladıkları bağımsızlık bildirgesiyle ilan etti. Yaradan’ın tüm insanlara doğuştan hür ve özgür olma hakkı verdiği ifadesi şüphesiz bildirgenin en çarpıcı vurgusuydu. Oysa Cristof Kolomb’un Amerika’yı keşfiyle başlayan Kızılderili katliamı, 1876 yılına kadar devam etti. Yaklaşık 70 milyon yerli katledildi. Kızılderililer tehcire tabi tutuldu. Toprakları ellerinden alındı. Açlıktan ölsünler diye bizon sürüleri bile katledildi. Çiçek hastalarının kullandığı battaniyeleri; yerlilere sözde barış hediyesi gibi dağıtarak binlercesinin ölümüne neden oldular. Yani eşyalardan bulaştığını bildikleri çiçek hastalığını biyolojik silah olarak kullandılar. Yaradan’ın Kızılderililere doğuştan verdiği tüm hakları çiğnendi.

Öte yandan ABD yerlilerine uygulanan soykırımı anlatan ilk kişi bir din adamı. Keşiften hemen sonra, 18 yaşında din adamı olarak İspanyollarla bölgeye giden Bartelome Las Casas; soykırımın birincil tanığı olarak kaleme aldığı kitabında İspanya Kralı’ndan yardım talep ettiğini anlatmış ve İspanyolların binlerce yerliyi akla hayale sığmayacak işkencelerle katlettiğini detaylı şekilde gözler önüne sermiş.

Kızılderililerin medeniyetini yıkan ve onlara korkunç bir soykırım uygulayan kolonyal WASP zihniyeti sinema filmleri ile de dünyanın aklıyla alay etti. Western dedikleri dönem filmlerinde Kızılderilileri aşağılayıp işgalci beyaz adamı kahraman gibi gösterdiler. Kızılderililer 19.yy sonunda rezervasyon denilen topraklara sürüldü. Doğayla iç içe yaşayan yerliler ABD’nin en kurak ve çorak arazilerine sürüldü. Görünüşte özerk olan bölgeler ABD’ye bağlı olsa da Kızılderililer WASP elitin hışmından yine de kurtulamadı. 20.yy ortalarına doğru Kızılderili nüfusu azaltmak için üreme çağındaki kadınlara aile planlaması adı altında kısırlaştırma operasyonları yapıldı. ABD Sayıştay’ı bu kısırlaştırmaları belgeledi. 12 ayrı bölgede binlerce kadına rızası alınmadan kısırlaştırma ameliyatları yapılmıştı.

Amerika’da Kızılderili olan herkes bir Johny Deep gibi şanslı değil elbette. Kızılderililer ülkede en alt gelir grubunda maalesef. Kendilerine lütfedilip verilen yerler ise rezervasyon denilen bölgeler kurak ve verimsiz topraklar. Üstelik bugün hâlâ daha ülkenin en alt sosyo-ekonomik düzeyinde yer alıyorlar.

Kuzey Amerika Kıtasının adım adım kolonileşmesi:

İspanyollar ve Portekizliler Amerika kıtasının güneyine yerleşirken, İngilizler ve Almanlar Kuzey ABD’de kıta içlerine yerleştiler. İngilizlerin kolonyal tecrübesiyle kıtaya nüfus akışı hızlandı. Kısa sürede 13 koloni bölgesi oluştu. İngiltere ve Fransa, Amerika topraklarında sömürge savaşı yaptı. İngilizler Fransızları yenerek Amerika’daki kolonileri kendine bağladı. Ancak uyguladığı vergilerin ağırlığı kolonilerde isyan çıkardı. İngiltere ve Amerika arasında bağımsızlık savaşı başladı. İlginç olan Fransızlar da Amerika kolonilerinin yanında savaştı. Sonuçta İngiltere, Amerika’yı 13 koloniye bırakarak çekildi. Buna rağmen Amerikan kolonilerinde etkin ve baskın sınıf yine de İngiliz etkisiyle Beyaz Anglo Sakson Protestanlar oldu yani diğer adıyla WASP’lar. Amerika tarihinin tamamında ülke yönetimindeki WASP hâkimiyeti de böylece başlamış oldu. İstisnalar haricinde ABD kilit yönetimi, daima WASP’ların elinde oldu. ABD Başkanlarının J.F Kennedy ve Barack Obama hariç tamamının WASP olması yeterince açık bir örnek.

Amerika kıtasında durumu en farklı olan kitle Afrika kökenli siyahilerdi. Onlar kıtaya diğer Amerika halkları gibi gönüllü gitmedi. Köle tacirlerinin gemilerinde kıtaya getirilip satıldılar. Avrupa’nın kolonyal zihniyeti yalnızca değerli maden ve toprakları değil insanları da yağmaladı ve köle ticareti yaptı. Beyaz Hristiyan Adam’ın gemilerle köle ticareti 16.yy başlarında başladı ve 1808 yılına kadar devam etti. Tumberio yani ölü taşıyıcıları adı verilen gemilerle kendi resmi kayıtlarına göre 12 milyon 500 bin siyahi, Afrika’dan ABD ve Karayiplere getirilip köle yapıldı. Siyahilerin Amerika’da kaderi uzun yıllar Anglo Saksonlar’a kölelik yapmak oldu. Kıtadan kaçmayı başarabilen siyahiler ise Afrika’ya dönerek 1847’de Liberya’yı kurdu. Kısacası Afrika kökenli Amerikalı siyahiler 300 yıl Wasp’lara kölelik yaptı. Köleliğin kaldırılması tasarısı ABD de Kuzey Güney savaşının yaşanmasına neden oldu. Güneyde yerleşen beyaz çoğunluk tarımla ekonomisini ayakta tutuyordu. Bunun içinde ücretsiz iş gücü olarak köleler kullanılıyordu.

Köleliğin kaldırılması, Irkçı Ayrımcılığa itiraz, Suikastler:

1865 yılında Amerika’da kölelik resmen kaldırıldı. Buna rağmen ülkedeki ırkçılık bitmek bilmedi. Kuzeyde yapılan seçimlerde yönetici seçilen siyahilere suikastler başladı. İşin arkasında beyaz ırkın ayrıcalıklı olduğunu, Tanrının siyahları yalnızca beyazlara köle olmak için yarattığını iddia eden Klu Klux Klan örgütü vardı. Bu örgüt, siyahileri ve onlara destek verenleri yok etmek üzerine kurulmuş sapkın faşist bir terör örgütüydü. Kölelik yasal olarak kaldırılsa da 1960’lara kadar siyahilere verilen vatandaşlık haklarının neredeyse tamamı kâğıt üzerinde kaldı. Yurttaşlık haklarından yararlanamadılar. Okullarda ayrımcılığa uğradılar, beyazların yapmak istemediği en ağır işlerde çalıştırıldılar. Saat başı ücretleri aynı işi yapan bir beyazdan çok daha düşük aldılar. Beyazlarla aynı semtlerde oturmaları, üniversiteye gitmeleri engellendi. Otobüslerde beyazlar önde, siyahlar arkada seyahat etmek zorundaydı.1955 yılında o dönemlerde Alabama eyaletinde Roza Parks adlı siyahi bir kadın, otobüste yerini bir beyaza vermediği için tutuklandı. Bu tutuklamayı öğrenen genç aktivist Martin Luther King Roza Parks’ı hapishanede ziyarete gitti. Parks hapisten çıktıktan sonra, birlikte siyahilerin hakları için mücadele etmeye başladılar. Siyahiler 1 yıl boyunca otobüslere binmedi. Otobüs firması iflasın eşiğine gelmişti. Çünkü otobüsleri yüzde seksen siyahlar kullanıyordu. ABD tarihinin ilk sivil itaatsizlik eylemi böylece başladı ve tüm Amerika’ya yayıldı. Üstelik beyazların bir kısmı da eylemlere destek veriyordu. Alabama eyaleti 1956 de otobüsteki ırkçı uygulamaya son verdi. Ancak Amerika’daki ırkçı Klux Klux Klan örgütü siyahilere saldırmaya başladı. İçinde siyahların olduğu otobüsleri yaktılar. Siyahların evlerine saldırdılar çok sayıda siyahiyi öldürdüler. 1963’te Washington’da 250 bin kişinin katıldığı büyük bir yürüyüş yapıldı. Yürüyüşe 60 bin beyaz da siyahlara destek için katıldı. M.Luther King o ünlü “Bir hayalim var” konuşmasıyla geniş bir kitleye hitap etti. Boston’da felsefe doktorası yapan King; Amerikan gettolarındaki siyahilerin şartlarına tüm ABD ve dünya medyasının ilgisini çekmişti. King’in çabaları sonuç verdi ve 1964’te yurttaşlık hakları yasası 1965’te de siyahlara oy hakkı yasası çıkarıldı. King o dönemde yapılan Wietnam savaşına karşı yaptığı açıklamalarla da birilerini çok kızdırmıştı. Ve ne yazık ki 1968 yılında kaldığı otelin balkonunda suikaste kurban gitti. 

Amerika’da siyahilere yapılan ırkçılık 1950’li yıllarda ezilen siyahilerin İslam’a yönelişini de arttırdı. M.luther King ile aynı dönemde Siyahi Müslümanların Önderi Malcolm X ‘de ortaya çıkmıştı. Malcolm daha 6 yaşındayken Michigan’da yaşadığı ev Klu Klux Klan örgütü tarafından yakılmış ve babası öldürülmüştü. Hukuk eğitimi almak istiyordu ancak siyahi olduğu için Üniversiteye kabul edilmedi. New York’a gitti. Harlem’de uyuşturucu işlerine ve bir takım suça karıştı. Bunun üzerine de hapse girdi. Hapis Malcolm’ın hayatını tamamen değiştirdi. İslam yöneldi. Little olan soyadını X olarak değiştirdi. Siyah Müslümanlar hareketine katıldı. 1964’te hacca gitti, Ortadoğu’yu dolaştı. ABD’ye geri döndüğünde ise herkese İslamiyeti anlatmaya başladı. Nefret ve Irkçılığa karşı, ırk, renk ve dil ayrımı yapmayan İslamiyet’in çözüm olduğunu anlatıyor ve İslam’a geçenlerin sayısı hızla artıyordu. Ancak o da Martin Luther King gibi 1965 yılında Manhattan’da verdiği konferansta suikaste kurban gitti.

Ve ABD’de kuralı yıkan John F.Kennedy. ABD’de WASP olmayan İrlanda asıllı Kennedy, 1961’de başkan seçildi. Bu durum muhafazakârlar için epeyce can sıkıcıydı. Üstelik Kennedy’nin 1963’te kongreye sunmak için hazırladığı yasa tasarısı; okullarda, otellerde ve lokantalarda ırk ayrımcılığını ortadan kaldırmayı ve  siyahların yurttaşlık hakkını korumayı planlıyordu. Tasarıyı kongreden geçiremedi ancak geri adım atmaya da niyeti yoktu. 22 Kasım 1963’te Kenndey de halkı selamlarken suikaste kurban gitti. Suikastin görgü tanığı olan 47 kişinin tamamı esrarengiz bir şekilde öldü. Burası Amerika’ydı işte. Oluyordu böyle ufak tefek kazalar. 1968’de Kennedy’nin erkek kardeşi Robbert Kennedy’nin başkanlık seçimlerinde Demokratların adayı olması bekleniyordu. Çok ilginç bir tesadüfle o da Los Angeles’ta katıldığı bir baloda bir suikaste kurban gitti.

Peki günümüzde Afrika kökenli siyahilerin durumu nasıl?

Biz kısaca “Nefes alamıyorum” diyelim. Siz anlayın. İş bulmaları zor, işten atılmaları kolay. Ülkede sözde yasal eşitlik olsa da ne yazık ki ırkçı ayrımcılık devam ediyor. Daima ABD polisinin açık hedefindeler.  2020’de sahte 20’lik banknot nedeniyle polisin boynuna basarak ölümüne neden olduğu George Floyd, son 3 yılda polis tarafından öldürülen 690. Siyahi. 2014’te aynı yöntemle öldürülen Eric Garner’ın da son sözleri “Nefes Alamıyorum” olmuştu. Bu olaydan sonra “Siyahların hayatı değerlidir” yani “Black Lives Matter” hareketi başladı.  Fakat siyahilere yönelik ırkçılığı ne hareket ne de bir örgüt durdurabildi. Ülkede polisin siyahilere ırkçı uygulamaları hala devam ediyor. ABD’de siyahilerin iş bulmaları da bir beyazdan çok daha zor. Bir işe benzer özellikte başvuru yapıldığında ten rengi beyaz olan tercih ediliyor. Aynı işi yapan bir beyaza göre saat ücretleri çok daha düşük. Son dönemde yaşanan salgın nedeniyle de işine ilk son verilenler siyahiler oldu.

Öte yandan koronavirüs salgınıyla birlikte ülkedeki ırkçılık listesine Asyalılar da eklendi. ‘Hiçbir Asyalı hijyenik ve temiz olamaz’’ gibi bir saplantıyı yaygınlaştıran ırkçılar, Asyalılara ‘’Sarı vehamet’’ demeye başladı. Asyalılara yönelik saldırılar arttı. Aslında ABD’nin Asyalılara ilk nefret söylemi çok daha öncesine dayanıyor. İkinci dünya savaşındaki Japon tehciri ise bunların en bilineni.

Tüm bunlara bakılınca, yıllarca televizyon kanallarında dünyaya gösterilen Amerikan Rüyası, sadece bir şehir Efsanesi olabilir mi?

Amerika’da sahiden herkes eşit ve özgür mü? Hollywood’dan dünyaya boca edilen algılar ne kadar gerçek? Çok yüksek bütçeli yapımlarla dönem filmlerinde (1700-1800) siyahileri şeker kamışı tarlasında değil de malikânelerde gösteren masallar işe yarıyor mu?

Öncelikle şunu tekrar hatırlayalım. ABD’de hâkim sınıfın ve yönetici kadrosunun kilit isimlerinde Beyaz Anglo Sakson Protestanlar gerçeği var. ABD nüfus yapısının 200 milyona yakın bir kısmı Alman, İrlandalı ve İngiliz asıllılardan oluşmakta. Ancak yönetici kadronun kilit isimleri; yazılı olmayan bir kurala bağlı olarak kıtaya ilk yerleşen İngiliz asıllı WASP’lar oldu. Kıtanın yerli halktan oluşan nüfusu daima azınlıkta kaldı ve ırkçı ayrımcılığa maruz kaldı. Köle olarak getirdikleri siyahiler gibi Latin asıllı yerliler (Hispanikler), Meksika kökenliler, Göçmenler ve Müslümanlar da hala etnik ve dini ayrımcılığa tabi tutuluyor.

Peki, Amerika’da İslam karşıtlığı ne durumda?

Amerikalı bir Müslüman ya da sonradan Amerika’ya yerleşmiş bir Müslüman olsanız başınıza neler gelir? Daha da ötesi hem siyahi hem Müslümansanız karşılaşacağınız şey nedir? ABD’de artık resmi politikaya dönüşen İslam karşıtlığının dününe ve bugününe bir göz atalım.

11 Eylül 2001’deki İkiz Kulelere saldırı ABD’de İslamofobi’nin dönüm noktası gibi gözükse de gerçekler bunun çok daha derininde. O saldırıyı üstlenenler Müslüman kimliğe sahipti güya? Ve Saldırı da 28 Müslümanın öldüğünü de kayda geçelim. ABD’de tarihi boyunca pek çok gizemli yapılanma, Hristiyan inancının çarpıtılmış şekliyle sahte peygamber, Hristiyan tarikatları ve bunlara ait binlerce cinayet ve toplu katliam yaşandı. Ancak hiçbirinde doğrudan o kişilerin inancı hedef alınarak nefret ve ayrımcılığa tabi tutulmazken yalnızca Müslümanlara terörist muamelesi yapıldı. ABD’de İslamofobik endüstrinin ve siyasilerin kışkırtıcı söylemleri de bunda ciddi bir rol oynamakta.

Öte yandan yeni kıta ABD’de ise İslamofobi’nin asıl miladı sinema sektörüyle başlar. ABD sinema sektörü, sonradan tüm dünyada yaygınlaşan televizyonla birlikte dizi sektörü; daima İslam inancını hedef almış, Siyah beyaz dönemde başlayan aptal, zevk düşkünü Arap şeyhleri ve Müslüman algısı sinemanın gelişmesiyle abartılarak devam etmiştir. Renkli sinema kuşağındaki fantastik yapımlarda bile şehvet düşkünü, ahlaktan yoksun, çok sayıda kadınla evli zengin ve aptal Müslüman tiplemesi, 1980’lerden sonrası değişti. Hollywood’un İslamı hedef alan yapımlarına Müslüman eşittir El Kaide ve Müslüman eşittir Taliban algısı yerleştirildi. Ve bu algı tüm dünyaya yedirildi. Hollywood yapımı olup da İslam’a pozitif yaklaşan yalnızca iki film çekilmiştir. Çağrı ve Çöl Aslanı. ikisinin de yapımcısı Müslümandır. Sinema ve dizilerde Müslüman kimliği ile terörist kimliğini eşitleyen Hollywood’da benzer işler aynen devam etmektedir.   

1970’lerdeki OPEC kararlarıyla yaşanan buhran, 1979’daki İran İslam Devrimi sonrası İran’ın tutsak aldığı ABD, vatandaşları sıradan halkın İslam’a bakışını olumsuz etkiledi. Müslümanlığı seküler batı değerlerine yaklaştırmayı hedefleyen batılı devletler, İslamiyet için bizzat ABD eliyle Müslüman ülkelerde çok ciddi hazırlıklar yaptı. Irak’ta Kesni Zani, Türkiye’de FETÖ gibi dini cemaat görünümlü yapılar bizzat ABD’nin desteği ile kurulmuş, devlet kurumlarında kadrolaşmıştı. Bunlar tam da batının istediği iyi Müslüman kavramına uyuyordu. Hem inançlarından ödün veriyor hem de kendilerini batılı kabul ediyorlardı. Tohumlar ekilmiş sonuç bekleniyordu.

Nisan 1995’deki Oklohama katliamı da sahneye konacak İslamofobi’nin provasıydı. Eski bir asker, bomba yüklü aracı hükümet binasının karşısında patlatarak 168 kişinin ölümüne neden oldu. Patlamadan sonra ABD medyası doğrudan Ortadoğulu Müslümanları hedef alarak korkunç bir manüplasyon yarattı. İsrail Yanlısı İslam düşmanı aktivist Stephan Emmerson da fitili ateşledi. Canlı yayındaki patlamanın ardından Ortadoğulu Müslümanlar var algısı hızla yayıldı. Katliama yardım eden diğer 2 fail yakalanana kadar Müslümanlara karşı 200 den fazla saldırı oldu. Bir kadın bebeğini düşürdü. Yakalanan teröristlerin İslamla ilgisi olmadığının anlaşılması hiçbir şeyi değiştirmedi. Aslında İslamla terörü birlikte anmanın ilk provası yapılmış ve başarılı olmuştu. Gerçeğin hiçbir önemi yoktu. FBI suç istatistikleri kategorisine İslamic Terörizm diye bir başlık ekledi. Resmi kurumlar Medyanın başlattığı ayrımcılığı devralmıştı. Oysa hem ABD hem de Avrupa’da Müslümanların karıştığı terör olayları yüzde 4’tü. ABD’de 400 yıldır, Afrika kökenli siyahilere yapılan saldırılar için bir suç kategorisi açılmamıştı. WASP kökenli ABD’lilerin siyahilere uyguladığı baskı, nefret ve ırkçı politika için ‘’Radikal Hristiyan’’ terimi hiç kullanılmadı. Klu Klux Klan gibi bir örgüt bile romantik ifadelerle masumlaştırıldı.

İslamofobi’nin katlanarak arttığı dönem ise 11 Eylül sonrası. 2001’de Afganistan’a 2003’te de Irak’a Savaş açan dönemin ABD başkanı Bush’un ‘’Haçlı Seferi’’ ifadesi tam bir rezalet. Ancak Bush bu lapsus sonrası camileri ziyaret ederek hedefin İslam dini ya da Müslümanlar olmadığını yalnızca teröristlerle mücadele edileceğini anlatarak günah çıkardı. (Tavşan kaç tazı tut).

Bush döneminde çıkarılan vatanseverlik kanunu da ABD ‘de İslamofobi’nin kurumsallaşmasını sağladı. Obama döneminde genişletilen yasa ile de Güvenlik güçlerine Müslümanları dilediği gibi izleme, gözleme, ibadet özgürlüğüne, özel yaşamına müdahale hakkı verdi. Yurtdışında gözaltı ve sorgu yetkisi alan CİA in Ebu Gureyb ve Guantanomo yaptıkları medyaya sızdı.  

2008’deki ABD Başkanlık seçimlerinde  Demokrat Partili Obama’ya karşı ; WASP ların hayatını riske atan, Müslümanlara yakın ABD’li olmayan başkan vurgusuyla kampanya yapıldı. Aslında kültürel çatışmanın ateşlendiği ve islamofobinin ivme kazandığı bir dönem oldu. Başkanlığı, Müslümanlar için işleri daha da zorlaştırdı. 400 yıldır ırkçı ayrımcılığa tabi olan siyahiler için de hayat kolaylaşmadı.

 Obama’dan sonra Başkan seçilen Trump Müslümanlara karşı tutumunu daha açık ifade eden bir başkandı. Doğrudan Müslümanları hedef almış, ülkesinde istemediğini belirtmişti. Seçildiği zaman ABD’de çok sayıda cami saldırıya uğradı. Okullarda Müslüman öğrenciler psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldı. Aynı zamanda Kanada’da 23 camiye saldırı gerçekleşti. Trump; Latin göçmenlere ve Meksikalılara karşı da tutumunu açıklamış hatta Meksika sınırına duvar örmeye karar vermişti. Trump’ın ilk uygulaması Nüfusu Müslüman 7 ülkeye vize yasağı getirmek oldu. Savaşın olduğu Ortadoğu Müslümanlarının ABD’ye girişi engelleniyordu. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması bilinen en ağır İslamofobik açıklaması oldu.  Trump’ın bir başka açıklaması da hepimizin hafızasına yer etti. DAEŞ’i benden önceki yönetim kurdu ( Obama ve Clinton).  Haliyle zırt pırt demokrasi götürmek için ordusuyla girdiği kaç ülkede böyle radikal bahaneler üretmiştir Amerika?

İslam dinine nispeten objektif yaklaşan ABD solu ve LGBT örgütleri de Orlando Saldırısı sonrası İslamofobik cepheye geçti. Orlando saldırısını yapan kişinin örgüt bağlantısının olmaması sonucu değiştirmedi. Akli dengesi bozuk bir adam yalnızca Müslüman kimliğinden dolayı Radikal İslami Terörist kategorisine konuldu.

Küresel şeytani plan ‘’Radikallik, İslamiyet ve Terörizmi yan yana anmak ve bunu dünyaya ezberletmek ‘’ maalesef tuttu. Binlerce km mesafeden gidip bombaladıkları Müslüman coğrafyaya kan ve gözyaşı götüren Amerika radikal islami terör tanımıyla kendi katliamlarına bahane üretti. Tıpkı kayıtsız şartsız desteklediği İsrail gibi. Ayrıca ırkçı, genetik, etnik ayrımcılığa kültürel ve dini ayrımcılığı da eklemiş oldu. Sen bir siyahsın ama sonuçta Hristiyan’sın. İkimizin ortak düşmanı ise Müslümanlar algısını yerleştirdi. Böylece Müslümanlar hak taleplerinde yalnız bırakıldı.

11 Eylül sonrası İslamofobi bir endüstriye dönüştü. İkiz Kulelere yapılan saldırının ardından yüzbinlerce Müslüman sorguya çekildi. 18 bin Müslüman sınır dışı edildi. 15 bini gözaltına alındı ve bir kısmı tutuklandı. En zor iş bulan ve ilk işten çıkarılan Müslümanlar oldu. Çalışan Müslümanların geliri yüzde on azaldı. Müslüman kuruluşların geliri yüzde 40 azaldı. Abd’de yaşayan Müslümanların yüzde 75’i en az bir kez ayrımcılık, kötü muamele, sözlü ve fiziki saldırıya uğradı.

Güvenlik kuruluşu, Yazar, İslam uzmanı, medya yorumcuları, STK görünümlü çok sayıda Müslüman karşıtı grup kuruldu. Bu gruplar İslamofobi pazarlayarak büyük paralar kazandı.  2001-2009 yılları arasında sözde düşünce kuruluşu olan islamofobi üretim merkezlerine, 40 milyon dolar para aktarıldı. Bu fonlar: Stop İslamization Of America gibi organizasyonlar düzenleyerek nefret kampanyalarında ve konuşma özgürlüğünü bastırmak için kullanıldı. Middle East Forum’un bir kolu olan Campus Watch bu ideolojiyi takip etmeyen akademisyenleri işten attırma kampanyaları yaptı. Bu İslamofobik ‘’uzmanlar’’ın medya yüzleri Robert Spencer, Ayaan Hirsi Ali, Pamela Geller ve Tevfik Hamid ve sözde politik mizah yapan Bill Maher’dı.

2014 -2016 arasında ABD’de faaliyet gösteren 96 yardım kuruluşu ve aile vakıflarının İslamofobik faaliyet gösteren Müslüman karşıtı 39 gruba 125 milyon dolar bağış yaptığı rapor edildi. Amerika İslam İlişkilerininin yayınladığı raporda Vanguard Hayırsever ve Fidelity hayırsever hediye fonları gibi ülke çapında yaygın kuruluşlar Müslüman karşıtı gruplara fon aktardı.

Görüldüğü üzere, son 25 yılda ABD’de İslamofobi gözle görülür şekilde arttı ve kurumsallaştı. ABD yönetimi; Siyahileri, Hispanikleri, Göçmenleri , Meksikalıları ve Müslümanları fiili uygulamalarla Yaradan’ın doğuştan hür ve eşit yarattığı insanlar kategorisinden çıkarmış durumda.

Nüfusu 50 milyon olan Hispaniklerin %16 sının yasal statüsü bulunmuyor. Tıpkı siyahiler ve Müslümanlar gibi Amerikan’ın yerlisi olan Hispanik’ler de ırkçı ayrımcılığa maruz kalıyor.

Öte yandan Türkiye’de 15 Temmuz Darbe girişimini yapan Fetö terör örgütünün karargâhı da Amerika’da. Pensilvanya’da ikamet eden örgüt lideri ve üyelerine, siyahilerin ve Müslümanların hayal edemeyeceği ayrıcalıklar tanınıyor. Çünkü Fetö terör örgütü; İsrail’in Filistin’e saldırılarını destekleyen ve İslam’ın emirlerini çıkarlarına göre eğip büken, ABD nin giremedeği ülkelere ABD adına eğitim kurumlarını götürüyor. İslam’ı tanımayan tanımaya da niyeti olmayan WASP’ zihniyetine hoş görünmek adına İslam dinine kafalarına göre reform yapan bu ezoterik örgüt, ABD’nin özel koruması altında tutuluyor. Fetö terör örgütü ABD deki Türkiye karşıtı tüm lobilerle ve İslamofobik endüstrilerle yakın temas içinde bulunuyor.

İşin özü, ne yazık ki Amerika’daki ırkçı uygulamalar ve hükümetin gösterdiği İslam karşıtı tutum, ülkede yaşayan Müslümanların, siyahilerin ve diğer etnik kökenlilerin hayatını her geçen gün daha da zorlaştırıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haberin Doğrusu En Güncel Haber

 

Haberin Doğrusu, Bursa haber, Bursa son dakika, Doğru haber, Son dakika, Bursa iş dünyası, Bursaspor, Bursa hava durumu, Bursa nöbetçi eczaneler, Bursa ekonomi haberi, Bursa kapalıçarşı, Bursa trafik durumu