Bize kavuşmayı ummayanlar, dediler ki: "Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?" Andolsun, onlar kendi nefislerinde büyüklüğe kapıldılar ve büyük bir azgınlıkla baş kaldırdılar.

(Furkan Suresi, 21)

 

İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.

Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.

ÂHİRETE İMAN

04 Mayıs 2021 Salı 01:40
ÂHİRETE İMAN

İslâm'da iki âlem vardır. Biri bu dünya, di­ğeri bu dünya hayatı sona erdikten sonra baş­layacak olan ahiret. Bu dünya fânidir, geçici­dir. Öbür dünya, yani âhiret bakidir, sürekli­dir, gerçektir. Bu dünya, ahiretteki ebedî ve sonsuz mutluluğun kazanıldığı veya kaybedil­diği bir yer olması bakımından son derece önemlidir. Dünya âhiretin tarlasıdır. Bugün bu­rada ne ekilirse yarın orada o biçilecektir. Her­kes burada yaptığının karşılığını orada görecek­tir. Dünyada çalışmak ve ibadet etmek de hak yemek ve günah işlemek de mümkündür. Bi­rinciler yaptıklarının karşılığını cennette, ikin­ciler cehennemde bulacaklardır. Bu sebeple cennet de cehennem de bu dünyada kazanılır.

Kabir Hayatı

Ruh bedenden ayrılınca insan ölür, ama ölen insan yok olmaz, yeni âlemde yeni bir hayat ile var olmaya devam eder. Bu dünyaya göre ölüm denilen şey öbür âleme göre doğumdur. Ölen bir kimse kabrinde toprağa verilince ruhunun bedeniyle olan ilişkisi, mahiyetini kavrayamayacağımız bir şekilde devam eder. Bedenin çürü­mesi veya yakılması veyahut da bir hayvan ta­rafından yenilmesi böyle bir ilişkinin kurulması­na ve sürmesine engel olmaz.

Münker ve nekir denilen sorgu sual melek­leri, öldükten sonra kabre konulan kimseyi he­saba çekerler. İyi iş yapan ve ibadet edenler bu sorgulamadan alın akıyla çıkarlar. Yaptıkları iyi işler ve ibadetlerle orantılı olarak kabirde huzur içinde yatarlar. Hatta burası onlar için bir isti­rahat etme, huzur ve sükûn bulma yeri, cennet bahçelerinden bir bahçe haline gelir. Zamanın nasıl geçtiğini fark edemezler.

Kötü iş yapanlar, inançsızlar ve günahkârlar sorgulama esnasında yaptıklarının hesabını ve­remeyeceklerinden kabirde zor ve sıkıntılı bir hayat yaşamaya başlarlar. Günahlarının ağırlı­ğı ve çokluğuyla orantılı olarak bir azab görür­ler. Onlar için kabir cehennem çukurlarından bir çukur haline gelir. Zor vakit geçirirler, zaman uzar gider.

Ölümden sonra başlayıp kıyamete kadar sü­ren bu duruma "kabir ahvâli" veya "kabir hayatı" denir. Bu, dünya ile ahiret arasında bir geçiş (berzah) hayatıdır.

Kıyamet

İnsan gibi dünya da fânidir. Onun da bir mu­kadder eceli ve vadesi vardır. Vadesi dolun­ca dünyadaki düzen altüst olacak, oradaki ha­yatın sonu gelecek, her şey mahv ve helak olacaktır. İşte bu korkunç olaya "kıyamet" denir. Kıyametin ne zaman kopacağını, pey­gamberler de dahil olmak üzere hiçbir kimse bilmez. Hz. Peygamber, "Lâilâhe illallah di­yen bir kimse bulunduğu sürece kıyamet kopmaz" buyurmuşlardır. Bununla beraber ahir zamanın ve kıyametin yaklaşmakta oldu­ğunu gösteren birtakım alâmetler görülecek­tir. Güneşin batıdan doğması, bazı yerlerin çökmesi ve göçükler meydana gelmesi, yer­den bir ateşin veya dumanın çıkıp ortalığı kap­laması, kargaşanın çıkması, günahların ve ah­lâksızlıkların yoğunlaşması ve açıkça işlenir hale gelmesi bu alâmetlerdendir.

Sur'a Üflenmesi

Kıyamet kopma zamanı gelince Hz. İsrafil-in Sura üflemesiyle bütün canlılar ölecek, dün­yanın düzeni altüst olacak, Allah'tan başka hiçbir kimse kalmayacak, o vakit Hak Teâlâ: "Bugün mülk kimindir!" diye soracak, bu so­ruya yine kendisi: "Sadece ve sadece bir ve kahhâr olan Allah'ın" diye cevap verecektir.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları