"YILANDAN KORKMAM YALANDAN KORKTUĞUM KADAR"

28 Ağustos 2021 Cumartesi 00:29

"YILANDAN KORKMAM YALANDAN KORKTUĞUM KADAR"

Böyle diyordu merhum Kayahan hitleşmiş şarkılarının birinde. Kendi adıma günümüz Türkiye’sinin en korkutucu bulduğum tarafı (artık) yalanı din edinmiş, adeta yalanla beslenen bir tür zombiye dönüşmüş muhalefet bloğu.

Geçenlerde işinde son derece mahir ve aranan bir insan olmanın yanında entellektüel olarak da son derece donanımlı bir ağabeyimiz Ankara Üniversitesi’nde öğrenci olan 22 yaşındaki oğluyla birlikte iki gün misafirimiz oldu. Çok belirgin ve keskin siyasi fikirleri olmayan, ülkenin makul ve mutedil çoğunluğunun içinde sayabileceğimiz, görebildiğim kadarıyla kişisel ilişkilerinde de son derece müsamahakar, anlayışlı ve yapıcı bir dindar kişiliğe sahip olan ağabeyimizin mezkûr oğlu ise adeta kendisine tepki olarak doğmuş.

Üniversitede kalıp akademisyen olma hayali kuran genç kardeşimiz, kendisini bu hedefine taşıyacağını düşündüğü çevre ve kişilere takılmakta, diline doladığı bütün gündemlerini oralardan almakta.

Muhtemelen takıldığı bu çevrelerin etkisiyle, babasından başlamak üzere memleketin bütün dindar ve muhafazakar insanlarına karşı akılalmaz bir nefretle dolmuş durumda. Ona göre (babası dahil) muhafazakar/dindar insanlar son derece cahil, düşünmeyi bilmeyen, sorgulamayı beceremeyen, ezberci ve sürü psikolojisiyle hareket eden insanlar.

Tabi bu nefretten siyaseten nasibi alan(!) taraf da tahmin edeceğiniz üzere Ak Parti ve Erdoğan! Erdoğan’ın 2003 yılından beri verdiği kavga çocukluk çağlarına denk geldiğinden, olanı biteni algılayamamış olması anlaşılır bir durum elbette. Hele de daha kendisi doğmadan önce Türkiye’nin nasıl bir müstemleke muamelesi gördüğünü, Batı bloğunun Ortadoğu’daki üssü/karakolu olmaktan başka bir misyonunun bulunmadığını kavraması için özel okuma ve araştırma yapması kaçınılmaz. Fakat, akademisyen olmayı kafaya koymuş genç bir zihinden, daha fazla muhakeme ve sorgulama yapmasını beklemek de fazla olmaz sanırım.

Yaşanan olaylar ve aktörler arasında bağ kuramaması yaşının gençliğine verilebilse de ezberlerinden vazgeçmeyen ve muhakemeye yanaşmayan bağnazlığı Eric Hoffer’ın “Kesin İnançlılar”ını aratmayacak düzeyde.

Öylesine trajikomik bir durumda ki, Erdoğan’a muhalefet etmek için kullandığı bütün kavramlar aslında kendi paçalarından akıyor. En ufak bir hoşgörüye sahip değil. Muhakeme ve analitik düşünmeyi kitaplardan çıkarıp pratiğe dökememiş. Geçtim uzak tarihi, Türkiye’nin ateşler içinde geçirdiği çok yakın tarihi hakkında bile küçücük bir bilgisi yok. Fetullahçıları sevmiyor (Allah’tan) ama onların nerden geldiğini, ne için uğraştığını, diline doladığı (çok büyük kısmı yalan olan) verilerin tamamına yakınının fetullahçılar tarafından servis edilmiş zokalar olduğunu göremeyecek kadar cehaletine meftun durumda.
Pkk ve Feto’ya sözcülük/avukatlık yaptığı için soruşturmaya uğramış veya yargılanmış kişilere yapılanı zulüm olarak gören bu kardeşimiz kendisini liberal olarak tanımlıyor. Fakat, yarım saatlik bir konuşmadan bile aslında ne kadar bağnaz bir tektipçi zihne sahip olduğunu ve hatta kelimenin tam anlamıyla düpedüz faşist olduğunu görmek işten bile değil.

Ona göre başta Erdoğan olmak üzere, Erdoğan’ın yanında duran kim varsa (gazeteci, siyasetçi, bürokrat vs) herkes yargılanacak. Neden yargılanacaklarına dair hiçbir fikri sahip olma gereği de duymuyor. PKK ve Feto’ya yataklık yapanların yargılanmasına dayanamayan liberal yüreği (muhtemelen) beni dahi yargılatacak kadar nobran!

Liberal kimliği(!) gereği milliyetçi/ırkçı tutumlardan hoşlanmıyor. Bu nedenle Erdoğan’ın en büyük suçlarından biri olarak da ırkçı olarak gördüğü MHP’yle ittifak etmesini görüyor. Ancak, başta İyi parti olmak üzere, CHP ve HDP’nin nazileri aratmayan mülteci düşmanlığını önemsiz bir hata olarak es geçiyor. PKK’yı terör örgütü olarak görmesine rağmen, HDP’nin PKK’yla olan aleni ilişkisini de “eh napalım” deyip gözardı edebiliyor.
Kardeşimize göre Erdoğan kamusal alanı fethetmek istiyormuş. Üniversitelere yaptığı atamalar da bunun göstergesiymiş! Fakat atama yetkisi kendinde olan kurumları kimden ve niçin fethedeceği sorusunun cevabını aklının ucundan bile geçmemiş.

“Ruşen abi” dediği gazeteci kılıklı fonlanmış Batı misyonerlerine duyduğu güvenin zekatını bile o fonları verenelerin ağababalarıyla kavga eden Erdoğan’a göstermiyor oluşuna ülkemin gençleri adına üzülmemek mümkün değil.
“Fon almakta ne var, Batılılar bu ülkenin demokratik değerlere bağlı muhalefetini destekliyor ne olmuş yani? Hatta bana da bir Alman vakfı yüksek lisans için fon verecek” sözleri ülkemin muhalefetinin röntgen filmi gibi adeta.

“Demokratik değer” dediği şeyin “Batı’nın çıkarları” olduğunu görmeye ömrü yeter umarım. Ama o demokratik değerlerin Suriye’deki Esad diktası ve Mısır darbecileri sözkonusu olunca Batı’nın aklına gelmediğini söyleyince ışık tutulmuş tavşan gibi kalmasının etkisi fazla sürmedi maalesef.

Kedisine burs verecek Alman vakfının Türkiye’nin fay hatları olan azınlıklar, Kürtler, Aleviler, Ermeni katliamı iddiası gibi konularda eğer onlar gibi düşünmeseydi ne yapacaklarını aklına bile getirmemesi ülke muhalefetinin patolojik ruh halinin özeti gibi.

İki gün boyunca bu ideolojik hezeyanlara maruz kalan zihnim yorgun düştü desem abartmış olmam. Hani adamın biri imama gelip “hocam Hz. İsa’nın dereyi yarmak için kullandığı sopanın adı neydi?” diye sorunca hocanın, “evladım bunun neresini düzelteyim, İsa değil Musa, dere değil Kızıldeniz, sopa değil asa” demesi gibi bir durum yaşadım.

Her cevabın yeni bir yalanla boşa düştüğü zihni bir çukur! Aslında mesele elbette 22 yaşındaki bir çocuğu ölçü almak değil. Ama hiç kuşkum yok ki, onu bu hale getiren hoca/abi çevresinin ondan nokta kadar farkı yok. Henüz 3. sınıftaki bir gencin (ki okuduğu bölümün de siyasetle ilgisi yok) okuduğu siyasi/ideolojik metinler (bu yaşta ne kadar okumuş olabileceğini varın siz düşünün) üzerinden hayatın bütün sırlarına vakıf olduğunu sanması gençlik heyecanına verilebilirdi elbette. Ancak yavrusundan anasına kadar muhalefet bloğunun yekpare bir şekilde aynı ergen dille memleketi esir almaya çalıştığını görünce işin rengi değişiyor. Bu ülkenin muhafazakar/dindar ana omurgasının cahilliğinden şüphe etmeden aklıyla alay eden yalan senaristlerinin genç zihinleri nasıl iğfal ettiğini görmek elem verici şüphesiz. Ancak işin esas vahim tarafı bu yalan terörünün ürettiği cehaletiyle mutlu büyük bir kitle var artık. Hemen her gün sosyal medyada artık gülerek izlediğimiz yalan terörüne koca koca adamların nasıl da balıklama atladığını şahit olunca, kardeşimizin gençliğinin ötesine taşan bir cehaletin misyonerine dönüştüğü anlamak zor değil.

Hasılı, Emine Şenlikoğlu ablamız “Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar” diye yazmıştı vakti zamanında. Şimdi de görüyoruz ki gençliğin zihnini yalanlarla dumura uğratmışlar. İşte tam bu noktada o şarkıyı anmanın vakti gelmiştir. Vallahi yalanlarınızdan yılandan çok korkar hale geldik bre vicdansızlar!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haberin Doğrusu En Güncel Haber

 

Haberin Doğrusu, Bursa haber, Bursa son dakika, Doğru haber, Son dakika, Bursa iş dünyası, Bursaspor, Bursa hava durumu, Bursa nöbetçi eczaneler, Bursa ekonomi haberi, Bursa kapalıçarşı, Bursa trafik durumu

Yazarın Diğer Yazıları